Körfez’de ateş yanıyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının üçüncü haftasında dünya, Hürmüz Boğazı’nın kapanıp kapanmayacağını tartışıyor. Biz ise bu soruyu daha kişisel bir yerden sormak zorundayız:
Bu savaşın faturasını kim ödeyecek?
Türkiye’nin cevabı belirmeye başladı.
İran-İsrail hattında tırmanan askeri gerilim Türkiye piyasalarında deprem etkisi yarattı. Mart ayının ilk iki haftasında carry trade kanadından toplam 12 milyar dolarlık bir çıkış yaşanırken, haftalık bazda gerçekleşen 6,6 milyar dolarlık kaçış tüm zamanların en yüksek seviyesi olarak kayıtlara geçti.
Yabancı yatırımcı Türkiye’ye “dur” dedi mi derken, petrol fiyatları da saatlere kalmadan pompaya yansıdı.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Hürmüz Boğazı’nın 6 ay kapalı kalması durumunda Brent petrolün varil fiyatının 2026’da ortalama 120 dolara çıkabileceğini açıkladı.
Türkiye’nin enerji bağımlılığı düşünüldüğünde bu senaryo, kâbus gibi görünüyor. Enflasyonla mücadelede mesafe alındığı söylenirken, dışarıdan gelen bir enerji şoku tüm hesapları alt üst edebilir.
Nitekim Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de bu gerçeği örtmedi. Jeopolitik gerginliklerle artan enerji fiyatları nedeniyle 2026 yılında Türkiye’nin cari açığının program öngörülerinin üzerinde gerçekleşebileceğini bizzat dile getirdi.
Bu, yılın henüz ilk çeyreğinde öngörülerin revize edilmesi anlamına gelir. Bir ekonomi programı için çok erken bir sınav.
Ekonomist Deniz Eresen, yıl başında açıklanan hedeflerin daha ilk çeyrek tamamlanmadan sorgulanmaya başladığını belirterek, ekonomi yönetiminin “hedef revizyonu değil, zihniyet güncellemesi” yapması gerektiğini söylüyor. Sert ama görmezden gelinemeyecek bir tespit.
Öte yanda tüketici zaten yorgun. Mart ayı araştırmasına göre açlık sınırı 35 bin 819 liraya yükselirken, yoksulluk sınırı 107 bin lira sınırını aştı. Bu rakamlar yalnızca bir ölçüm değil; milyonlarca hanenin yaşadığı gerçekliğin yansıması.
Küresel savaşlar uzakta yaşanıyor gibi görünür. Ama Hürmüz’den geçen her petrol tankeri, İstanbul’da bir benzin pompasına, Ankara’da bir market rafına, Anadolu’da bir çiftçinin traktör deposuna kadar uzanıyor. Mesele coğrafya değil; ekonominin kaçınılmaz bağlantısallığı.
Dışarıdan gelen şoka karşı içeride neden bu kadar hazırlıksısız?
SAYGI ve SEVGİ İLE.