Milliyetçilik Panayırının Has Evlatları: “ZÜBÜK-Ü ŞAHANELER”

Yayınlama: 11.05.2026
A+
A-

​Zübüklük, maalesef toplumun her kesimini, her kurumunu ve her köşesini bir kanser gibi saran sosyal bir virüs halini almıştır. Sağcısı, solcusu, dindarı ya da seküleri fark etmeksizin; liyakatin yerine kurnazlığın, hizmetin yerine rantın geçtiği her yerde bu virüs kol geziyor. Biz bu köşe yazımızda, bu geniş yelpazenin en gürültülü ve en tehlikeli kanadına, yani sözde milliyetçi zübüklerin karakter yapısını analiz edeceğiz.

​Bir Yanar Döner Dehası Olarak Zübük Tiplemesi

​Bu karakterlerin en büyük marifeti, kapısından içeri girdikleri partiyi veya STK’yı babalarının malı, üyeleri de kapı kulu sanmalarıdır. Kurumun koridorlarını kumpas yuvasına, toplantı masalarını da adam harcama tahtasına çevirirler. Meydanlarda mangalda kül bırakmaz; “Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz!” diye gürlerken sanırsınız ki yalın kılıç dünyaya kafa tutacaklar… Ama o “çetin yollarda”, ilk fırsatta yol arkadaşını en ucuz menfaate bozuk para gibi harcayacak kadar ileri gitmekten de zerre utanmazlar. Onların yolu; mertlik yolu değil, çıkar borsasıdır.

​Kürşat Gibi Atıp Makyavel Gibi Kıvırmak

​Zübüklerin en büyük derdi, dillerindeki kahramanla ruhlarındaki tüccarın kavgasıdır. Ağızlarını açtıklarında Kürşat’ın kırk çerisi gibi mangal yürekli konuşurlar, ama iş eyleme geldiğinde Makyavel’in en sinsi müridi olurlar. Milliyetçilik onlar için uğruna bedel ödenecek bir dava değil, ekmeğini yedikleri bir “ticari mal”dır. Türk bayrağını kirli işlerine örtü, mukaddes değerleri de koltuklarına basamak yaparlar. Vatan sevgisini sadece kendi cebini sevenlerin hakkıymış gibi pazarlayıp, bu asil duyguyu halkın gözünde iğdiş eder, içini boşaltırlar.

​Üslup Erozyonu: Küfür ve Aşağılama

​Bu tiplemeler için üslup, bir sindirme silahıdır. Sıkıştıkları an, o “vatan-millet” diyen ağızlarından öyle bir üslup lağımı boşalır ki; sanırsınız galiz küfür bunların ana dilidir. Argo konuşmayı samimiyet sanırlar ama aslında amaçları karşısındakini aşağılayıp üste çıkmaktır. Lafı bittiğinde hakarete, delili bittiğinde saldırganlığa sarılırlar. Onlar için Türk töresi ve ahlakı; sadece nutuk atarken lazım olan, ama çıkarı söz konusu olduğunda ilk feda ettikleri teferruatlardır.

​”Duygusal” İşlerin Görünmez Şövalyeleri

​Ne zaman bir kürsüde “Beka!” diye feryat ettiklerini duysanız, bilin ki ufukta ya bir belediye rantı ya da ballı bir yönetim kurulu üyeliği görünüyor demektir. Onlar için “milli servet”, kendi cüzdanlarının o dipsiz derinliğidir. Paranın kokusunu km öteden alırlar; o burunla vatanın geleceğini değil, vurgunun vadesini solurlar.

​Meydanların Aslanı, Sosyal Medyanın Jandarması
​Basın önünde gerdan kırıp “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!” diye yeri göğü inleterek demokrasi kahramanı pozları keserler. Ama aynı gece, elinde büyüteçle sosyal medyada “beğeni” avına çıkarlar.

“Vay efendim, sen nasıl olur da benim sevmediğim adamın yazısını beğenirsin?” diye telefonlara sarılıp baskı kuran bu mikro-diktatörler, hürriyeti sadece kendi küfretme ve tahkir etme özgürlüğü sanırlar.

​Dostlar, Tavsiyemiz Şudur:

​Bu “Zübük-ü Şahane” tiplemelerini tanımak çok kolaydır; sloganı en yüksek onlar atar, arkadaşını en çabuk onlar satar ve “akçeli” bir iş gördüklerinde gözleri vatan ufkuna bakıyormuş gibi en çok onlarınki parlar.

​Bu yazıyı okurken bıyık altından gülüyorsanız dikkat edin! Sakın bu yazıyı beğenmeyin; zira bir yerlerde bir Zübük, elinde telefonla “Kim bu cesur fani?” diye sizi arayıp, o kirli dilini üzerinize boşaltmak için bekliyor olabilir. Ama korkmayın; zübüklerin en büyük korkusu, maskelerinin arkasındaki o komik, ağzı bozuk ve aslında oldukça ürkek olan cücenin herkes tarafından fark edilmesidir.

​Sözün Özü; Bizden söylemesi: Zübüklük baki kalır, ama değerleri iğdiş edilmemiş gerçek vatanseverlik, gösterişsiz ve tertemiz akar.
​Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.