Bilimde Emeklilik Olur mu? Yetişmiş İnsan Gücü, Akademi ve 67 Yaş Emeklilik Sınırının Yenide Güncellenmesi

Yayınlama: 16.07.2026
A+
A-
Emeklilik Nedir, Ne Zaman Başladı?
Arapçada takaüt kelimesine denk gelen emeklilik kavramı, belirli bir yaşa erişildiğinde, o zamana kadar öngörülen çalışma süresi içinde ödenen primleri tamamladıktan sonra aktif çalışma hayatından çekilerek düzenli bir gelir (emekli maaşı) almaya hak kazandıkları sosyal bir statüdür. Latince anlamı ‘hizmetini tamamlamış, hak etmiş’ olan bu kavram, kişilerin aktif çalışma hayatından çekilseler bile hak ettikleri unvanı kullanmaya devam ederek topluma eşsiz katkılar sunmalarını ifade eder. Doğada olmayan ancak insana özgü emeklilik, geçen yüzyılda Sanayi Devrimi sonrası başlayan yeni çalışma ve iş tutma niteliği nedeniyle, zorunlu olarak bir süre sonra aktif yaşamdan daha pasif bir yaşama geçişe neden oldu. İlk defa 1889 yılında Almanya Şansölyesi Bismarck, dönemin gelişen sosyalist hareketlerinin yükselişini engellemek ve işçilerin devlete olan sadakatini artırmak amacıyla, çalışanlara 70 yaşından itibaren emeklilik hakkı tanıdı. Doğal olarak o zaman 70 yaşına erişmek çok az insan için mümkün oluyordu. Bunun sonucu olarak 1916 yılında emeklilik yaşı 65’e düşürülmüş. Ülkemizde emeklilik konusu doğal olarak Osmanlı’daki askerî tekaüt sandığı ile başlamış; 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekaüt Kanunu’nun kabulüyle devam etmiş; 1949 tarihli 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kabul edilmiş ve 1 Ocak 1950 tarihinden günümüze emeklilik işlemleri yürütülmektedir.
Bilim İnsanlarında Emeklik Yaş Sınırı Ve Üniversitelerin Bilim Ve Eğitim Niteliğinin Korunması
Sonrasında dünyada tıp alanındaki gelişmeler, sağlık hizmetlerinin artması ve gıda üretiminin artmasıyla birlikte gıda kalitesi de yükseldi; bu durum yaşam süresinin uzamasına da yol açtı. Günümüzde ortalama yaşam süresi gelişmiş ülkelerde 80-90 yaş ve üzerinde, Afrika’da 55 yıl, Asya ve diğer ülkelerde ise ortalama 70 yaşa kadar uzamıştır. Günümüzde emeklilik, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla devletlerin en ciddi sorunlarının başında gelmektedir. Her ne kadar çalışanların maaşlarından kesilen primler emeklilikte yaşamını sağlamak için ödeniyorsa da, maaşların ödenmesi ve diğer sosyal haklar ülkelerin ekonomileri üzerinde ciddi bir etki yaratmaktadır. Başta iş çevreleri ve milyonları istihdam eden devlet gibi yapılar erken emekliliği genelde pek istemezler. Çoğu insan, 2000’li yıllar öncesinde 38-40 yaş civarında, belirli gün prim ödenerek emekli olmuş milyonlar, çalıştıklarının 2 katı kadar sürede emeklilik maaşı alan, sağlıklı insanlara pasif olarak evlerde, kahve köşelerinde oturan duruma getirildiler.  Son Erken Emeklilik Yasası her ne kadar bütün partilerin isteğiyle geçmiş olsa da, birçok yönden yanlış; başta kişilere zarar veren bir durum olarak ileride de çok tartışılacak bir siyasi karar olarak anılacaktır. Ülkelerin artan yaşam standartlarına bağlı olarak uzun yaşam süresi, nitelikli işgücünün korunmasını da gündeme getirmektedir. Bu bağlamda, sanayinin anavatanı Almanya’nın Başbakanı Friedrich Merz, emeklilik yaşının 2090’lı yılların başına kadar kademeli olarak yaklaşık 70’e çıkarılacağını; bunun da uzman komisyonunun görüşleri çerçevesinde, yaşam süresinin uzamasıyla açıklanacağını belirtiyor.
Artan sanayileşme, kamunun büyümesiyle zaman içinde emekli sayısının artması ve artan talepler, emeklilik sorunu siyasetinde doğal olarak en çok konuşulan konu haline gelmiştir. Zaman içinde siyaset, elinde bilimsel, sağlık, sosyal ve ekonomik veriler olmadan ve var olanları da yeterince dikkate almadan, seçmene şirin görünmek adına emeklilik koşullarını yaş sınırından çıkarıp yalnızca belirli bir prim gün sayısına indirgemiştir. Çoğu ülkede emeklilik bir şekilde yaşam güvencesi sağlamak için zengin-fakir fark etmeksizin öncelikle önemsenmektedir. Ancak diğer taraftan, ülkeler ve toplumlar belirli alanlarda ihtiyaç duyulan nitelikli insan gücünü ayrı ayrı değerlendirmektedir. Bu mesleklerin başında bilim insanları, akademisyenler, doktorlar ve uzmanlık gerektiren stratejik konumdaki alanlarda çalışan kişiler gelmektedir. Sigorta ve yaşam güvencesi bir yana, bir yaşam biçimi olan bilim insanının zorunlu sağlık nedenleri dışında emeklilik yapması, işin doğası gereği, mümkün değildir. Gerçek anlamda kendini bilmeye adamışları isterseniz de ruhen emekli edemezsiniz. Bu bağlamda, dünyada da uzun bir sürece yayılan zorlu eğitim-araştırma süreçlerinden geçerek yetişen bu değerli insanların yaptıkları işin niteliği gereği sistem dışına itilmesinin (emekli edilmesinin) ülkeye, topluma ve kişiye hiçbir faydası olmayacaktır. Emeklilik kanunu çıktığında erkeklerde 47, kadınlarda 50 yaş olan ortalama ömür bugün erkeklerde 78, kadınlarda 80 yaş civarındadır. Mevcut durumda, yakın geçmişte emekli olmuş 67 yaşın üzerindeki çoğu akademisyenin hâlen fiziki ve mental durumları ile kazandıkları bilgi birikimi ve yetenekleriyle en verimli çağlarında oldukları görülmektedir.
Nitelikli İnsanın Amacı Emeklilik mi, Yoksa İnsanlığa ve Doğanın Anlaşılmasına Katkı Sağlamak mı?
İnsanın amacı yalnız birey olarak yaşamak değil; aynı zamanda içinde bulunduğu toplumu ve doğayı anlamak, analiz etmek, öğrendiklerinden edindiği bilgileri kullanarak insan ve doğa yaşamını kolaylaştırmak, topluma ve çevresine hizmet etmek ekseninde yararlı bir insan olmaktır. Bu bağlamda emeklilik bir amaç değil, belli bir yaştan sonra yaşamın devamı için bir güvencedir. Bu güvence sağlıklı gelişmiş toplumlar için çok sorun olmuyor. Bizim gibi toplumlarda, başta sağlık hizmetleri olmak üzere, olası yaşlılıkta yaşamını sürdürmek için asgari bir gelir bulunması bakımından bu durum gerekli ve önemlidir. Ancak yaşam piramidinin birçok aşamasını geçmiş, akademik dünyada yer almış insanlar için emeklilik, ülkesine, topluma, hatta tüm insanlığa hizmet etmekten el çekilmek anlamına gelir. Bu bağlamda emeklilik yaşının uzatılması gibi kritik bir değişiklik hem akademi dünyası hem de ülkemizin bilim-teknoloji ve doğrudan sosyal ekosistemi için çok önemsenmelidir. Dünyanın birçok ülkesinde, özellikle bilimsel araştırmaların yoğun olarak yapıldığı üniversitelerde, emeritus profesör kadrosunda emekli olmuş ancak akademik çalışmalarını sürdürenlerin bilgi birikimi ve tecrübesiyle kuruma büyük katkı sağladıkları hepimizin malumudur.
İşi bilgi üretmek olan deneyimli insanların emekli edilmesiyle 67’sinden sonra edindikleri bilgi ve deneyim ne olacak; âtıl mı kalacak? Ülkemizde hâlâ öğretim elemanları için 67 olan yaş sınırının korunmuş olması, bu konunun yeterince anlaşılmadığını gösteriyor. Toplumunun taşıyıcı kolonu niteliğindeki bilim ve bilgi üreten, nitelikli sanayide iş gören insanların varlığı çoğu ülkede ancak %1, gelişmiş ülkelerde ise %2-4 düzeyindedir. Bu insanlar o toplumun dinamosu, taşıyıcısı ve yönlendiricisi. Almanya’nın ve Japonya’nın II. Dünya Savaşı sonrası yeniden toparlanması, sahip oldukları yetişmiş insan sermayesi sayesinde sağlandı. Nitelikli insanına sahip çıkan toplumlar gelişmiştir. Bilgi birikimleri ve soyut ve analitik düşünme becerileri gelişmiş insan kaynağı, işin doğası gereği gelişmiş ülkelerde kolay emekli edilmez. Onlardan bir şekilde yararlanma yolları aranmalıdır. Onlar en değerli beşerî sermaye olarak ayrı tutulur, onlara değer verilir ve bilgi, görgü, beceri ve irfanlarından yararlanılır. Bunun farkında olmayanlar, kendi kaynaklarıyla yetiştirdikleri nitelikli iş gücünü korumadan beyin göçüne uğratırlar. Çin, son dönemde binlerce nitelikli iş insanını ülkesine geri kazandırarak hızla gelişti.
Emeklilerden de Yararlanmak Gerekir
J. Bergman’ın kaleminden bir İskoçya atasözü: “Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler.” Uzun süredir birikim yapan, aktif olarak çalışan, üreten, bilim dışında çıkar ilişkileri içinde olmayan deneyimli bilim insanlarının emeklilik sonrasında da nazikçe davet edilerek birikimlerini toplum için kullanmalarını istemek kadar tabii bir şey olur mu? Temel ve mühendislik bilimlerinin ürettiği teknolojinin yanı sıra, tarih, felsefe, edebiyat ve sanat alanlarında çalışanların emekli olması bir bilgi kıyımıdır. Harran Ovası’nı, bölgenin buğday tarihini ve ıslahını bilen bir bilim insanı emekli edilir mi?
YÖK Emeklilik Yaşının Değiştirilmesi Konusunu Önemsemektedir
Türkiye gibi ülkelerde akademik kadroların çok zor yetişmesi ve beyin göçü nedeniyle çok erken dönemlerde potansiyel nitelikteki kişilerin yurt dışında gelecek arayışı, nitelikli bilim insanlarının ve öğretim üyelerinin emeklilik yaşının düzenlenmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Bu konuda basına yansıyan YÖK Başkanı Sayın Prof. Dr. Erol Özvar’ın öğretim üyelerinin zorunlu emeklilik yaşının 67’den 72’ye, sözleşmeli olanlar için ise 75’e kadar yükseltilebileceğine dair açıklaması, Türkiye’nin akademik insan kaynağı politikalarında uzun erimli bir planlama olarak algılandı. Bu düzenleme, yalnızca kıdemli akademisyenlerin sistem içinde tutulması bakımından değil, bilimsel üretkenliğin sürdürülebilirliği ve kurumsal hafızanın korunması bakımından da önemlidir.
Öğretim elemanlarının 67 olan emeklilik yaş sınırının, en azından 72’ye kadar çıkarılması ile
•          Ar-Ge ve inovasyon süreçleri ivme kazanabilir.
•          Lisansüstü eğitimin kalitesi artabilir.
•          Uluslararası yayın ve patent üretkenliği artabilir.
•          Üniversite-sanayi iş birliğinde mentorluk kapasitesini artırabilir.
Dolayısıyla konu yalnızca akademik bir mesele değil, Türkiye’nin kalkınma stratejilerinin merkezinde yer alan bir bilim-teknoloji politikasıdır.
Akademi İçin Tarihi Fırsat Penceresi Yaratmak
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu doktora ve yüksek lisans tez danışmanlığı, laboratuvar yönetimi, araştırma projeleri ve kurumsal rehberlik alanlarında deneyimi olan kadroların objektif olarak belirlenip ülkenin yüksek menfaatleri doğrultusunda korunması gerekir. Türkiye yükseköğretim politikalarında önemli bir dönemece girmiş bulunuyor.
Zorunlu emeklilik yaşının yükseltilmesiyle:
•          Kıdemli bilim insanları yeniden sistemde kalarak bilimsel ve eğitime katkısı sağlanır,
•          Halen zindeliği olan, üreten insanların üretim ve bilim alanında toplum yararına katkıları sağlanır.
•          Ülkenin üniversitelerinin eğitim kalitesi ve araştırma gücü artar.
•          Uluslararası rekabetçilikte bilinen önemli kadrolar aracılığıyla pozitif bir ivme yakalanacaktır.
Bu açıdan söz konusu yaş düzenlemesi, yalnızca bir emeklilik yaş değişikliği değil; Türkiye’nin akademik geleceğini şekillendirecek stratejik bir reformdur.
Ülkelerde Üniversite Öğretim Üyelerinin Emeklilik Yaş Sınırı Nedir?
Üniversitelerin öğretim üyelerinin emeklilik yaş sınırları, genel kamu çalışanlarının emeklilik yaş sınırlarından farklılık gösterebilmektedir. Birçok ülkede akademik birikimin korunması amacıyla bu yaş sınırı esnek tutulur ya da daha yüksektir. Bazı ülkelerde, başta Rusya olmak üzere, bilim insanlarında emeklilik durumu yoktur. Bazı ülkelerde emeklilik yaşına rağmen, sağlıkları elverdiğince bilim insanları “Emeritus Profesörlük” ile yasal olarak emekli olmuş; ancak bilimsel birikim ve deneyim, uluslararası çalışmaları ve saygınlığı nedeniyle üniversiteleriyle olan ilişkisini tamamen koparmadan akademik faaliyetlerine devam edebilmektedir. Başta proje ve fon yönetimi, yüksek lisansüstü danışmanlık ve seçmeli dersler vermesi gibi çalışmalar yapabilmektedir.  İngiltere’de akademisyenler için yasal olarak belirlenmiş zorunlu bir emeklilik yaşı yok gibi. Oxford ve Cambridge gibi üniversitelerde gençlere yer açmak için 69 yaş sınırı belirlenmiş.
Dünya genelinde ve Türkiye’de, öğretim üyelerinin emeklilik yaş haddi olan 67 yaşın ardından üniversitelere bağlı olarak 72 yaşına kadar sözleşmeli olarak çalışmaya devam ettikleri görülmektedir. Vakıf üniversitelerinde sözleşme şartlarına bağlı olarak çalışmaktadırlar.
Dünyada Değişik Ülkelerdeki Emeklilik Yaş Durum
Ülke
Zorunlu Emeklilik yaşı
Açıklama
ABD
Zorunlu yaş sınırı çok yoktur
1986 yılında yapılan yasal düzenleme (Age Discrimination in Employment Act) ile üniversitelerde yaşa bağlı zorunlu emeklilik kaldırılmıştır. Profesörler sağlıkları elverdiği sürece kürsülerinde kalabilirler.
Almanya
65 – 67
Eyaletlere göre ufak değişiklikler gösterir; ancak genel sınır 65’ten kademeli olarak 67’ye yükseltilmektedir. Bazı özel durumlarda sözleşmelerle uzatılabilir.
İtalya
70
Profesörler için zorunlu emeklilik yaşı 70’tir. Bu yaştan sonra resmi kadrolu görevleri sona erer, ancak “Emeritus” unvanı alarak araştırmalarına devam edebilirler.
Fransa
67
Genel olarak profesörlerin kadroyla ilişkisi 67 yaşında sona erer, ancak kurumsal ihtiyaçlara göre özel uzatmalar yapılabilir.
İngiltere
67
Önde bulunan Oxford Üniversitesi’nde akademisyenlerin görev süresi 68 veya 69 yaşına gelindiğinde akademik yılın sonunda emekli olunur.
Çin
60 (Kadın) / 65 (Erkek)
Genel kural budur, ancak uluslararası saygınlığa sahip kıdemli profesörler için özel sözleşmelerle bu yaş sınırı esnetilmektedir.
İsveç
67
Öğretim üyeleri 65 yaşında emekliliğe hak kazanır, ancak kendi istekleri doğrultusunda 67 yaşına kadar görevlerinde kalma hakları yasayla güvence altındadır.
Brezilya
75
Kamu üniversitelerinde 75, özel üniversitelerde ise 75 yaş sınırı yok.
Emeklilik yaşının uzatılması herkese mi? Yoksa niteliği ve ihtiyaç duyulan alanlar için mi olmalıdır?
Kamuoyunda akademik kadroların üretkenliği konusunda üniversite içinde ve dışında bir hayli tartışma bulunmaktadır. Maalesef ülkemizin yükseköğretimi konusunda kendi çalışma disiplini ve izleme mekanizması olmadığı için, amacı yalnızca profesör olmak olan ve sonrasında “ununu eleyip, eleğini asan” çok sayıda kadro güvencesindeki akademik kadronun yarardan çok yanlış örnek olduğu sıkça tartışıldı. Bugün üniversiteye araştırma görevlisi olarak giren bir akademisyenin amacının yayın yaparak profesörlük kadrosunu almak olduğu, yaşanan örnekler ve akademik verilerin zaman içindeki değişimleriyle belirlenmektedir. Diğer bir ifadeyle, salt akademik kadroları aşmak için yayın yapmak bir yayın fetişizmdir ve bu anlayıştan bilime bir yarar gelmediği gibi ciddi zararlar da doğmuştur. Ne yazık ki YÖK’le birlikte akademik kültür ve değerlerin yerine, daha çok ABD tarzı: şirketleşme, özel hizmet, ek ders, ölçülebilir nitelikte olmayan performans gibi daha çok paraya yönelik uygulamalar akademik yaşama ciddi zarar vermiştir.
Ancak akademisyenliğin temelde bir iş kapısından öteye, bir yaşam biçimi ve bilime adanmışlık olduğu; buna bağlı olarak amacının bilim yaparak bilgi üreterek bilgiyi topluma yaymak olduğu genel bir kabuldür. Ne yazık ki dünyada ve özellikle az gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkemizde de bugün birçok akademik atamada yaşanan nepotizm, kayırmacılık ve liyakatsizlikler sonucu birimlerde başlayan tartışmalar, kavgalar ve mahkemelere düşen çok sayıda hoş olmayan olaya neden olmuştur. Bu bağlamda, birikimi olan ve üniversiteyi bilen insanların örnek tutumu, çalışkanlığı ve çıkardan öteye toplumun ve doğanın yararına çalışan insanların varlığı daha da önem kazanmaktadır. Aslında akademisyenlik, doğası gereği mesai kavramı barındırmayan ve kendi disiplinini kendisi yaratan bir meslektir. Ancak ne yazık ki yetersiz altyapı ve sosyoekonomik koşullar günümüzde birçok bilim insanının isteksiz ve moralsiz çalışmasına neden olmaktadır. Keşke arzu edilen, mesai kavramı olmayan, aklı fikri bilim ve araştırmada olan emeklilik değil, daha fazla hizmet etme imkânı sağlanmış olsaydı.
Nitelikli bilim insanları emeklilik ve sonrasındaki süreçte uzun süre sistemde nasıl tutulur?
Bu bağlamda, kamuoyunda bu konuda aldığım dönütler seçiciliğin sağlanmasından yana. Düzenleme ile üniversitelerin insan kaynağı planlaması daha esnek, sürdürülebilir ve güncel hale getirilerek, gerekirse son beş-on yıllık performanslarına göre belirli bir ölçekte olanlara ABD ve Avrupa’daki gibi özel kadrolar veya yeniden ordinaryüs profesörlük verilebilir. Çok zor olmakla birlikte, dünyada benzeri olan “Emeritus Profesörlük” sistemindeki gibi yönetim işlerine girmeyen ancak akademik ve bilimsel çalışmalarının sürdürülmesine evrensel ölçekte ölçülebilir ve yoruma açık olmayan çıktılar üzerinden son 3-5 yıllık (SCI yayını, H-indeksi, atıflar, projeler, uluslararası ilişkiler, danışmanlıklar, diğer sosyal bilimler, kitap yayımlanması, editörlükler, sanat alanlarında sergiler ve diğer nitelikli eser sunumları) gibi çıktılara bakılarak sağlanabilir. Bu boyutuyla düzenleme, yalnızca yaş sınırının teknik olarak değiştirilmesinden ibaret kalmayıp, ülkenin nitelikli insan kaynağını ülkenin yararına kullanmayı da kapsamalıdır. Dünya genelinde bir profesörün emeklilikten sonra çalışmaya devam etmesi kişisel bir “hak” değil; tamamen bilimsel ve eğitim amaçlı kurumsal ihtiyaca bağlı olarak, akademisyenin güncel araştırma, üretim ve eğitim yetkinlik kapasitesine bağlı objektif komisyonlarca her yıl talepleri, akademik seçiciliğe bağlı olarak, değerlendirilir.
             Konu bir bütün olarak ele alındığında, birçok insanın erken emeklilik talebinden çok, isteğiyle bilgi birikimini ve deneyimlerini gönüllü olarak ülke hizmetinde kullanmayı benimseyen donanımlı insanların dünyadaki örnekleri de dikkate alınarak yetişmiş insan gücünden ne şekilde yararlanılır? Bu bağlamda, kimsenin yönlendirmesine ihtiyaç duymayan, iç disiplini olan, özveriyle çalışacak ve üretime katkıda bulunacak kişilere engel değil; tam tersine, onları onurlandırarak hizmetleri ve paylaşımları için müteşekkir olunmalıdır. Bilimsel olarak epey kan kaybetmiş durumun yeniden restore edilmesi için Türkiye’nin bilimsel kapasitesini doğrudan ilgilendiren stratejik bir yükseköğretim politikasının siyaseten bağımsız ve partiler üstü bir yaklaşımla ele alınması kaçınılmaz. Ortalama ömrün 80 yıl olduğu günümüzde, çoğu akademisyen için 67 yaş emeklilik için çok erken bir yaş sınırı olup, objektif ölçülebilir veriler üzerinden yeniden yetişmiş insan gücünden yararlanılması düzenlemesi yarar sağlayacaktır.
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.