Türk siyaseti, “ucube” olarak tavsif ettiğimiz bu mevcut sistemin kıskacında tarihinin en kritik eşiğinden geçiyor. Son kabine revizyonlarıyla birlikte iktidarın; hukuku adeta bir “Demokles’in Kılıcı” gibi tepemizde sallandıracağı, baskının dozunu artıracağı ve her türlü milli değeri partizan bir zırha büründüreceği bir döneme giriyoruz. İşte tam da bu noktada, Türkiye’nin adeta tek çıkış reçetesi haline gelen CHP’nin sergilediği tutum, sadece bir parti meselesi değil, doğrudan Türk milletinin istikbali meselesidir.
CHP yönetimi şunu iyi bellemelidir: Yerel seçimlerde alınan oylar, partinin “tapulu mülkü” değildir. O başarı; bu vatanın birliğine ve dirliğine gönül vermiş seküler milliyetçilerin, adalet arayan muhafazakârların ve merkez sağın bu topraklara bağlı evlatlarının CHP’ye açtığı bir “itimat kredisi” idi. Ancak görüyoruz ki, partizanlık dürtüsü ve o müzmin muhalefet hastalığı yeniden nüksetmiş durumda. Kendisine omuz veren sağ seçmeni suçlayan, dışlayan ve tepeden bakan bu “seçkinci” tavırla iktidar olunmaz; aksine ancak %25’lik bir mahalle hapsine geri dönülür.
Daha da vahimi, bölücü odaklara verilen en küçük taviz veya bu yöndeki flulaşma, iktidarın kurduğu o kirli “tahterevalli siyasetine” gönüllü figüran olmaktır. Siz bölücülüğe şirin gözükeceğiz diye her adım attığınızda, bu ülkenin sarsılmaz omurgasını oluşturan %65’lik milliyetçi-muhafazakâr ve merkez kitleyi kendi elinizle itiyorsunuz. Bu büyük çoğunluğu kaybetmek, sadece bir seçim kaybetmek değil, Türkiye’nin demokrasiye ve hukuka dönüş umudunu bizzat toprağa gömmektir. Türk milleti; terörle, bölücülükle ve onların siyasi uzantılarıyla arasına “ama”sız duvarlar örmeyen hiçbir yapıya bu devletin anahtarını asla teslim etmemiştir, etmeyecektir!
Bugün CHP, “parti kapatma” senaryolarından yargı eliyle siyasi yasaklara kadar her türlü antidemokratik saldırıya göğüs germek zorundadır. Ancak bu zorlu süreçte CHP’nin asıl düşmanı dışarıda değil, içeridedir. CHP; kendi içindeki çok başlılıktan, şahsi ikbal kavgalarından ve ideolojik savrulmalardan bir an evvel kurtulmak zorundadır. İçindeki yangını söndüremeyen bir yapı, memleketin yangınını söndüremez!
Türkiye’nin kaderi, CHP’nin kendi içindeki delege hesaplarına veya çok seslilik adı altındaki partizan kakofoniye kurban edilemeyecek kadar kıymetlidir. İktidarın seçim güvenliğini bile tartışmaya açtığı bir süreçte; CHP, kendi içine değil sahaya ve milletin ortak paydalarına bakmak zorundadır. Partizanlığı bir kenara bırakıp, sağdan ve merkezden gelen o temiz desteği “emanet” bilerek hareket etmeyen bir CHP, sadece kendisine değil Türk demokrasisine de en büyük zararı verecektir.
Gün, milletin hassasiyetlerini “mülk” sanıp üstten bakma günü değildir; o hassasiyetleri baş tacı ederek Türkiye’nin önünü açma vaktidir.