Cumhuriyet Türkiyesi’nin son elli altmış yılı askeri darbe ve muhtıralarla geçti. Ve her seferinde idamlar, işkenceler ve hapislerde çürütülen bir nesil. Bazan dış mihraklar bazan da iç hesaplaşmaların bedelini hep gencecik evlatlarımız ödedi.
Kimi zaman halkçı-demokrat kimi zaman sağcı-solcu kimi zaman bölücü örgüt ve son olarak Fetullahçı örgüt eliyle binlerce evladımız ziyan olup gitti. Ne kadar çok öldük değil mi?
Seksen ihtilali sonrası anlaşıldı ki sağcılara da solculara da silah veren el aynıydı. Ve merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ifadesiyle “koca Türkiye’yi paylaşamadıklarımızla iki metre karelik hücreyi bölüşmek zorunda kaldık. ”
Halbuki bu kaybolan nesiller ülkemiz lehine kullanılabilseydi bu gün çok farklı yerlerde olmamız içten bile değildi.
Bu güne geldiğimizde ise beyin göçü ile en zeki çocuklarımız yurt dışında kendilerine gelecek arıyor. Ya da en ufak bir protesto yaptığında cezaevinin yolunu tutuyor. Yapılan uygulamalar kamu vicdanında kabul görmüyor.
Öğrencilik yıllarımızda 80 öncesi ve sonrası ile 28 şubatlı yıllarda özellikle başörtüsü yasakları nedeniyle biz de bir çok protesto ve boykot eylemlerinde bulunduk. Herhangi bir taşkınlık ,mal ve cana zarar verilmediği sürece eylemlere polis müdahalesi olmadı. Sadece 80 öncesi eyleme katılan arkadaşlarımızdan bazıları sıkıyönetim tarafından gözaltına alınıp ertesi günü serbest bırakıldı. Bayramı içerde geçirmediler.
İnsanların anayasal ve meşru haklarını engellemek ve şiddetle mukabele etmek peşinden şiddet sarmalını doğurur.
Merhamet acımak değil acıtmamaktır. İnsana yakışan çokta güzel bir haslettir. Özellikle bizim camiadan olanlar iyi bilirler. Sizlere Hz. Muhammed sav’den bir örnek vereyim. Medine döneminde peygamberimiz aynı zamanda devlet başkanı sıfatını da taşımaktaydı. Medine de Ehl-i kitap diye tabir edilen Yahudi ve Hristiyanlar da yaşamaktaydı. Onlarla çok kısa ve net sade bir anayasa yaptı. ( Medine sözleşmesi) Yahudilerden bir kısmı iman etti bir kısmı etmedi. Ancak iman ettik diyenlerden bazıları münafıklığa başladı. İçlerinden islam tarihinde adı çokça anılan biri var ki Abdullah b. Übey b. Selül. Bu zat her fırsatta müslümanların aleyhine düşmanla işbirliği yapmış, müslümanların arasına fitne ve nifak tohumları ekmiştir. Hatta Hz Aişe validemize iftira atmıştır. Başta Hz ömer ra.olmak üzere birçok sahabe Abdullah b. Üvey b. Selül’ü öldürmek için Efendimiz’den izin istemiş fakat efendimiz buna müsade etmeyerek şöyle demiştir. “Muhammed arkadaşlarını öldürüyor derler sonra demiştir. ” İlaveten kendisi münafık ama oğlu samimi müslümandır. Hatta Abdullah. B. Selül öldüğünde bizzat cenaze namazını kıldırmış tabutuna hırkasını örtmüştür. Alın size örnek.
Fizik kanunları gereği ateşte kaynamakta olan düdüklü tencerenin basıncını düşürmezseniz sonunda patlar ve etrafa zarar verir. Emniyet sübabını açarak basıncı düşürelim. Malncanın yongasıdır.
Geçmiş siyasilerimizden Rahmetli Süleyman Demirel’in meşhur bir sözü var “yollar yürümekle aşınmaz. ” Bırakınız insanlar dertlerini sıkıntılarını meşru zeminde dile getirsinler. Toplumda korku duvarı örmenin kimseye bir gram faydası olmaz.
İnsanoğlu acayip bir varlıktır. İsteklerinin sınırı yoktur. Siyasilerin de iktidar olma istek ve hırsları bazan toplumda yıkıma sebebiyet verebilir.
Tarihin gördüğü en büyük hükümdarlardan olan insan, cin, hayvanat ve rüzgara hükmeden Hz. Süleyman as.verdiği nimetlerden dolayı hep Yaradana şükretmiştir. Bir mektupla melikleri ayağına getirten Süleyman as’mın hükmü bir ağaç kurduna geçmemiştir.
Dünyada en önemli rütbe iyi bir insan ve müslüman olarak anılmaktır.
Şair Baki’nin bir beytiyle yazımı bitireyim.
“Bâki kalan gök kubbede hoş bir sedâ imiş. ”
Vefat yıldönümünde Merhum Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’i rahmetle anıyorum.