Merkez Bankası açıkladı: Fon skandalında kamu kaynakları kullanılmayacak Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı sunumda kurulan Fon Koordinasyon Kurulu’nda kamu kaynaklarının kullanılmama kararı alındığını açıkladı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplandı. Komisyonda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan sunum yaparak milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Bazı yatırım fonlarının tasfiye sürecine girdiğini hatırlatan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, piyasaların görece sınırlı bir alanında tekil bazlı fonlar kaynaklı oynaklık gözlendiğini söyledi.
Kanuni görevleri gereği konuya finansal istikrar
Karahan, bunlardan birincisinin Türk lirasına olan güvenin devam etmesi, ikincisinin ise tekil fonlarda görülen sorunun finansal sistemin geneline yayılmasını engelleyerek bir sistemik risk haline dönüşmesini önlemek olduğunu belirtti. Karahan, bu önceliklerin fiyat istikrarı hedefi açısından da ön koşul ve ayrılmaz bir parça olduğunu vurguladı.
BİR DİZİ LİKİDİTE TEDBİRİ ALDIK
Bankaların likiditeye erişimini kolaylaştırmak için repo ihale tutarını yükselttiklerini anımsatan Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, ayrıca bankaların borç alabilecek limitlerini de 10 kat artırdıklarını kaydetti. Karahan, alınan önlemlere ilişkin şöyle konuştu:
“Teminat olarak kullanılan burada TÜFE endeksli kıymetlerin ve YP cinsi teminatların iskonto oranlarını da yüzde 10’a düşürdük. Ve ayrıca bankaların TL zorunlu karşılıklarda bloke olarak tutmaları gereken oranları, yani 2 haftalık süre içinde dokunamadıkları oranları da düşürdük. Bunlar likidite yönetimi konusunda biraz daha finansal piyasalara esneklik getirmiş oldu. Onun dışında bir diğer risk, sorunun tasfiye kapsamında olmayan para piyasası fonlarına yayılması riskiydi. Bizim gördüğümüz, bu yayılmayı engellemek için ise özellikle TRF kaynaklı -çünkü bu fonlar yüzde 10 oranında TRF kâğıtlarını tutuyorlar- TRF kaynaklı bir risk oluşmaması için tahvil alımlarımızı burada hızlandırdık.”
ADIMLAR ATILMAYA DEVAM EDİLECEK
Önümüzdeki dönemde de geçmişte görülen sorunun genele yayılmamasını önceliklendireceklerini ve piyasa koşullarına göre adımlar atmaya devam edeceklerini bildiren Karahan, “Bu adımlar neticesinde de baktığımızda fon piyasasının genelinin sağlıklı işlemeye devam ettiğini, finansal sistemin genelini etkileyen bir sorun olmadığını değerlendiriyoruz” dedi. Türk lirası tercihinin eylül öncesi Türk lirası payı ile uyumlu olduğunu ifade eden Karahan, Türk lirası payının fonlar dahil edilse de edilmese de yatay seyrettiğini, dövize ya da altına ciddi bir yönelim olmadığını ve bu görünümün sıkı para politikasının bir kazanımı olduğunu vurguladı.
KAMU KAYNAKLARININ KULLANILMAMASI KARARLAŞTIRILDI
ANKA’da yer alan habere göre tasfiye sürecine ilişkin idari yapılanmaya değinen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu kurulduğunu, operasyonun ise Türkiye İş Bankası A.Ş. ve T.C. Ziraat Bankası A.Ş. üzerinden gerçekleştirileceğini belirtti. Karahan, süreçte prensip olarak kamu kaynaklarının kullanılmaması kararının alındığını, yetkili kurumlarla yakın iş birliği ve eşgüdüm içinde çalışıldığını bildirdi.
Karahan, “Finansal sistemimizin temelleri oldukça sağlam, kurumlar yüksek koordinasyon içinde çalışmakta. Merkez Bankası olarak fiyat istikrarı hedefinden taviz vermeden finansal istikrarı destekleyen tutumumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.
FİNANSAL İSTİKRAR KOMİTESİ ARALIK 2025’TE TAVSİYE KARARI ALDI
Sürecin geçmişine ilişkin bilgileri de paylaşan TCMB Başkanı Fatih Karahan, Sermaye Piyasası Kurulu’nun duyurusunda da belirtildiği üzere Aralık 2025 tarihinde Finansal İstikrar Komitesi’nin toplandığını bildirdi. Karahan, bu toplantıda yatırım fonlarına ilişkin hususların gündem yapıldığını ve SPK tarafından alınabilecek makro ihtiyati tedbirler hususunda tavsiye kararı verildiğini açıkladı.
28 Ağustos sonrasında para piyasası fonlarından ciddi bir çıkış yaşandığını aktaran Karahan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
PORTFÖY ŞİRKETLERİ VE YATIRIMCILARIYLA SINIRLI
Söz konusu gelişmelerin makro etkilerine dair ilk değerlendirmelerini paylaşan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, servet etkisi, rezerv etkisi ve reel sektör etkisi olmak üzere üç kavramsal alan sıraladı. Portföy şirketleri ve yatırımcılarıyla sınırlı bir etki görüldüğünü bildiren Karahan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Finansal servette kısmi bir azalma olabilir. Burada harcama etkisi, bunun altın etkisi kadar olmayacaktır. Geçtiğimiz dönemde biliyorsunuz altın fiyatlarında ciddi bir gerileme yaşandı. Bu da servet üzerinden aslında talepte bir azalmaya sebep oldu. Buradaki etki daha sınırlı olacaktır. İki sebepten: bir tanesi zaten düşüş bir miktar daha sınırlı, ikincisi de değerleme zaten fiktif bir değerleme olduğu için bunun ne kadarı harcanıyordu sorusu biraz ortada duruyor.”
Rezervler açısından vatandaşların döviz ve altın bozdurmaya devam ettiğini belirten Karahan, reel sektör firmalarının tasfiye edilen fonlardaki payının sınırlı olduğunu, bu firmaların çoğunlukla büyük ölçekli ve likit varlıkları güçlü yapıda bulunması sebebiyle reel ekonomiye etkinin sınırlı olmasının beklendiğini aktardı.
3 YATIRIM BANKASININ TMSF’YE DEVREDİLMESİ SİSTEMİK RİSK YARATMAZ
30 Eylül tarihli Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu kararıyla 3 yatırım bankasının ortaklık haklarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmesine ilişkin soruya yanıt veren Karahan, söz konusu bankaların sektör içindeki payının Ağustos 2026 itibarıyla binde iki seviyesinde olduğunu söyledi. Bu bankaların sektörün geri kalanı ve reel sektörle bağlantılılığının çok sınırlı olduğunu vurgulayan Karahan, herhangi bir sistemik riske yol açmasını beklemediklerini belirtti. Reel sektörün yabancı para açık pozisyonuna ilişkin eleştirilere de değinen Karahan, 2024 yılında yüzde 38 olan yabancı para kredi büyümesinin alınan önlemlerle yüzde 12 seviyesine düşürüldüğünü, kullanımın ağırlıklı olarak döviz geliri olan firmalardan kaynaklandığını kaydetti.
“ENFLASYON HEDEFİNDE İSTEDİĞİMİZ DÜZEYDE BAŞARILI OLAMADIK”
Enflasyon hedefleri ve katılık konusundaki eleştirileri yanıtlayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, enflasyonun yüzde 75 seviyelerinden yüzde 30’lara düşmesinin bir kazanım olduğunu ancak hedeflenen düzeyde başarılı olunamadığını ifade etti. Karahan, bu durumun sebeplerini şöyle açıkladı:
“Bu nereden kaynaklanıyor? Bir kısmı kira ve eğitim gibi böyle kalemlerde ataletin bizim önceki tahminlerimizin üzerinde seyretmesi, daha fazla katılık olması. Bu bize bakan tarafı. Para politikasının iktisadi faaliyete, enflasyon beklentilerine ve fiyatlama davranışlarına aktarımının düşündüğümüzden daha yavaş olması da öne çıktı. Burada hem içsel hem dışsal faktörler var. Bir tanesi dışsal olarak baktığımızda depremin getirdiği enflasyonist etkiler. 100 milyar doların üzerinde bir harcama yapıldı, ayrıca depremin doğrudan enflasyonist, kira enflasyonu üzerinden etkisi de söz konusu. Ayrıca altın fiyatlarında gözlenen hızlı artış da 2025 yılı itibarıyla bu da piyasa tarafından kabul edilen bir gerçek.”
2000’Lİ YILLARIN BAŞINDAKİ KÜRESEL İMKANLAR GERİDE KALDI
2001-2005 dönemiyle yapılan karşılaştırmalara açıklık getiren Merkez Bankası Başkanı Karahan, o dönemde küresel koşulların dezenflasyona daha yardımcı olduğunu, dünyada uygun bir ortamın bulunduğunu belirtti. Mevcut dönemde ise jeopolitik gelişmeler, enerji ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar nedeniyle arz yönlü şokların daha sık ve büyük yaşandığını dile getirdi.
DEZENFLASYON SÜRECİ TEK KALICI ÇÖZÜM OLDUĞU İÇİN UYGULANIYOR
Dezenflasyon mücadelesinin bir maliyeti olduğunu belirten Fatih Karahan, sıkı para politikasının ekonomik aktiviteyi yavaşlatabileceğini ve toplumun çeşitli kesimleri tarafından paylaşılan bir maliyetin ortaya çıktığını ifade etti.
Karahan, bu sürecin ülkeye maliyet yüklemek için değil, yaşanan sorunlara yönelik tek kalıcı çözüm olduğu için yürütüldüğünü vurguladı. Döviz dönüşüm desteğinde oran yüzde 3 seviyesinde tutulurken erişimi kolaylaştırıcı değişiklikler yapıldığını belirten Karahan, döviz almama taahhüdü yerine likit döviz pozisyonu şartı getirildiğini, katma değer ve işçilik ücretini esas alan yeni modelle imalatçı ve istihdam yoğun firmaların destekten daha fazla yararlanacağını söyledi. Sanayideki duruma ilişkin küresel talep zayıflığı, korumacı politikalar ve hizmet ekonomisine geçiş gibi unsurlara işaret eden Karahan, kamuoyuna yapılan tüm bilgilendirmelerde işsizlik verileri ile atıl iş gücü verilerini birlikte kullandıklarını hatırlatarak konuşmasını tamamladı.