Uluslararası hukuk, güçlülerin keyfine göre eğilip bükülecek bir metin değil; en azından kâğıt üzerinde.
Ne var ki ABD’nin, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya yönelik tutumu, bu ilkenin Washington söz konusu olduğunda ne kadar hızla rafa kaldırılabildiğini bir kez daha gösteriyor. Bir devlet başkanını, kendi ülkesinde fiilen “tutuklu” saymak, hareket alanını yaptırımlarla ve tehditlerle daraltmak; üstelik bunu açıkça meşrulaştırmaya çalışmak, hukukun değil gücün konuştuğu bir düzenin itirafıdır. Eğer uluslararası gücün varsa devlet başkanı da tutklarsın binlerce insanı Gazze’de öldürebilirsin.
ABD, Maduro’yu “meşru görmeme” gerekçesiyle uluslararası hukuk kurallarını askıya aldığını varsayıyor. Oysa uluslararası sistem, devletlerin iç siyasi tercihlerini beğenip beğenmemeye göre değil; egemenlik, dokunulmazlık ve halkların kendi kaderini tayin hakkı gibi temel ilkeler üzerinden işler. Bir ülkenin liderini sevmediğinizde onu fiilen derdest edebileceğiniz bir düzen varsa, o artık hukuk düzeni değil, küresel bir kabadayılıktır.
Daha da vahimi, bu tutumun sadece Venezuela ile sınırlı kalmaması. Kolombiya, Küba ve benzeri “itaat etmeyen” ülkelere yöneltilen açık ya da örtük tehditler, ABD’nin meseleyi ilkesel değil, ibretlik bir gözdağına dönüştürdüğünü gösteriyor. Mesaj son derece net: “Benim çizgimde olmazsanız, sizi de sıraya koyarım.” Bu, diplomasinin dili değil; güç gösterisinin kaba bir versiyonudur.
Washington’un kendine tanıdığı bu ayrıcalık, uluslararası hukuku zayıflatmakla kalmıyor, küresel güvensizliği de derinleştiriyor. Bugün Maduro’ya yapılanın yarın kime yapılmayacağının hiçbir garantisi yok. Hukuk, sadece rakipler için geçerliyse; müttefikler ve güçlüler için askıya alınabiliyorsa, dünya düzeni adaletten değil korkudan beslenir.
ABD’nin sıkça başvurduğu “demokrasi” ve “insan hakları” söylemi ise bu tabloda giderek inandırıcılığını yitiriyor. Zira demokrasi, başka ülkelerin liderlerini zorla tecrit ederek; insan hakları ise milyonlarca insanı ekonomik yaptırımlarla cezalandırarak savunulamaz. Bu yaklaşım, değer üretmez; sadece öfke ve direnç biriktirir. ABD’nin bu tutumu böyle devam ettiği sürece kitlesel olarak nefret edilen bir ülke olacak. Milyonlarca göçmenin yaşadığı ABD’nin bu tutumu devam ettiği takdirde, kendi ülkesinde bir çok terör saldırısına maruz kalması olası.
ABD halkı en çok buna hazırlıklı olsun. Paran var ama huzurun yok ne kadar işe yarar bilinmez.
Dünya, kurallara uyanların değil, kuralları yazıp çiğneyenlerin kazandığı bir yer olmak zorunda değil. ABD, gerçekten uluslararası hukukun ve istikrarın yanında durmak istiyorsa, önce kendine tanıdığı dokunulmazlığı sorgulamalı. Aksi halde verdiği mesaj şu olmaya devam edecek: Hukuk herkes içindir — ama bazıları hariç.
SAYGI ve SEVGİ İLE.