Dünya, tarihin en bulanık ve en fırtınalı kavşaklarından birinden geçiyor. Uluslararası hukukun güçlünün elinde bir oyuncağa dönüştüğü bir kargaşa çağında, Türkiye’nin bu ateş çemberinden sağ çıkabilmesi için tek bir stratejik yolu var: İç cepheyi, yani 85 milyonun birliğini sarsılmaz bir kale gibi tahkim etmek.
Ancak bu birlik; sadece dille ya da içi boş sloganlarla inşa edilemez. Bir kalenin harcı adalet, işleyişi liyakat, pusulası ise milletin hür iradesidir.
Ucube Sistem: Emperyalizmin Yumuşak Karnı
Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük yapısal engel, devlet aklının ortak istişareden koparılıp kişiselleştirildiği bu ucube başkanlık sistemidir.
Tarih bize fçgösteriyor ki; yetkilerin tek elde toplandığı rejimler, dış müdahalelere en açık, emperyal güçlerin yönlendirilmesini en müsait yapılardır.
Yakın coğrafyamıza baktığımızda; Suriye ve Irak’ın kurumsal hafızalarını yok edip tek bir şahsın iradesine mahkûm olmalarının bedelini nasıl ağır ödediklerini görüyoruz. Libya örneği ise, kurumları olmayan, tek bir kişinin gölgesine sığınmış bir devlet yapısının, o gölge kalktığında nasıl paramparça olduğunu ve emperyal güçlerin enerji paylaşım sahasına dönüştüğünü kanıtlamaktadır.
Venezuela’da ise denetlenemeyen yönetimin, halkı kendi zenginliği içinde nasıl sefalete mahkûm ettiği ortadadır. Denetim mekanizmalarının yok edildiği her “tek adam” modeli, eninde sonunda küresel güçlerin satranç tahtasına dönüşme riskiyle karşı karşıyadır.
Terörle Pazarlık Değil, Hukukla Kararlılık
Son günlerde siyaset kulislerine yansıyan “yeni açılım” sinyalleri, iç cepheyi tahkim etmek bir yana, toplumsal vicdanda derin yaralar açmaktadır. On binlerce insanımızın katilini Meclis çatısı altına davet etmeyi tartışmak, “umut hakkı” adı altında imtiyazlar aramak, bu kaleye içeriden vurulan en ağır darbedir. Milli birlik, terör odaklarıyla pazarlık masasında değil; terörün her türlüsüne karşı amasız ve fakatsız bir duruşla korunur.
Mutfaktaki Yangın ve Adalet Açlığı
Sefalet sürecine mahkûm edilen emekli ve ücretlinin feryadı, bu sistemin en somut iflasıdır. Tenceresi boş, yarını belirsiz bir toplumla iç cephe savunulamaz. “Adalet mülkün temelidir” sözü, sadece mahkeme duvarlarını süslememeli; pazar tezgâhına ve cüzdanlara da yansımalıdır.
Adalet tarafsız ve bağımsız olduğunda hukuki güvenlik sağlanır, hukuki güvenlik ise yatırımı ve refahı beraberinde getirir. Bağımsız yargının olmadığı bir yerde sermaye ürker, liyakat ölür, yoksulluk ise milli güvenliği tehdit eden bir zaafa dönüşür.
Sonuç: Parlamenter Sisteme Dönüş Bir Zorunluluktur
Şunu net bir şekilde görmeli ve topluma anlatmalıyız: Yaşadığımız bu çok boyutlu krizden kurtulmanın tek yolu, bu ucube sistemin prangalarından sıyrılmaktır. Denetlenemeyen bir gücün olduğu yerde ne adalet ne de ekmek olur.
Türkiye’nin yolu; tek taraflı yönetimlerin karanlık tünelleri ya da dış güçlerin kucağına itilen otoriter modeller değil, adaletin, liyakatin ve parlamenter demokrasinin aydınlığıdır. Bu hakikati, sistemin zaaflarını korkusuzca anlatarak 85 milyonu ikna etmek hepimizin ödevidir. Gazi Meclis’in sarsılmaz iradesi olmadan bu kale ayakta kalamaz.