İran coğrafyası, asırlardır bir “Fars masalı” içine hapsedilmeye çalışılsa da hakikat, tarihin derinliklerinden süzülüp bugün kanlı canlı bir şekilde meydanlara taşmaktadır. 1979 Devrimi’nin ardından “Siyasal İslam” örtüsüyle pazarlanan o yaldızlı vaatlerin; bugün halkı yoklukta eşitleyen, baskıcı bir tiranlığa dönüştüğünü görmek için sadece siyaset bilmek yetmez; gönül gözüyle bakmak kâfidir. Ayetullahlar devri kapanıyor; zira tarih, kendi özüne aykırı olanı dışarı atıyor!
Siyasal İslam’ın İflası ve Yoklukta Kardeşlik
Mesele sadece bir rejim kavgası değildir. Mesele, 1925’te dış güçlerin operasyonuyla tahtından edilen Kaçar Türk Hanedanlığı’ndan bu yana, İran’ın asıl sahibi olan Türk varlığının yok sayılma gayretine karşı verilen bir varoluş mücadelesidir. Siyasal İslamcılık, İran’ı açlığa, yolsuzluğa ve kardeş kavgasına sürükleyerek dış müdahaleye açık bir harabeye çevirmiştir. Şia bağı, artık halkı bir arada tutan bir harç değil, devletin tepesine çökenlerin sırtına indiği bir baskı kırbacıdır. İnanç, adaletten koptuğunda; artık halkın sığınağı değil, yönetenlerin elinde bir pranga olur.
Coğrafyanın Asıl Sahibi: 50 Milyonluk Türk Omurgası
İran tarihini yalnızca Farslara mal etmek; denizi susuz, dağı topraksız hayal etmek gibidir. Gaznelilerden Selçuklulara, Safevilerden Kaçarlar’a kadar bin yıl boyunca bu çetin topraklarda töreyle, adaletle ve kılıçla hüküm sürenler Türkler olmuştur.
Bugün rakamlar haykırıyor: İran nüfusunun en az yarısı, yani 50 milyona yaklaşan devasa bir kitle, damarlarındaki Türk asaletini yeniden kuşanıyor.
Tebriz’in heybeti, Şiraz’ın dağlarını yurt tutan Kaşkayların cesareti, Hazar kıyısında rüzgâr gibi esen Türkmenlerin çevikliği ve Horasan’ın sessiz devleri olan Afşarların vakarı; bu coğrafyanın asıl birleştirici gücüdür. Farslar merkezde bir azınlık ürkekliğiyle hükmetmeye çalışırken; Türkler devletin hem kalbinde hem de üretimin bizzat başındadır.
Küresel Zorbaların Talan Sofrası ve “Tek Dişi Kalmış Canavar”
Bugünkü dünya düzeni; sömürgeci bir kovboy mantığıyla yeraltı kaynaklarına çöken ABD, işgallerle ayakta kalmaya çalışan Rusya ve para gücüyle dünyayı sessizce kuşatan Çin arasında bir talan sofrasına dönüştürülmüştür. “Tek dişi kalmış canavar” misali, medeniyet maskesi altında her yere saldıran bu şer odakları için İran, sadece iştah kabartan bir enerji deposudur. Ancak hesap etmedikleri bir hakikat var: Bu coğrafyanın kaderi, dışarıdan dikilen elbiselere göre değil, Türk’ün bin yıllık töresine göre yazılmıştır!
Üçüncü Yol: Türk Dünyasının Şahlanışı
Rusya’nın ihtirası, ABD’nin oyunu ve Çin’in parası arasında sıkışan bölge için Türk varlığı, sadece bir nüfus meselesi değil, yegâne huzur kapısıdır. Türk dünyası bu krizde bir figüran değil; enerjiyi, ticareti ve adaleti bizzat yönetecek olan müstakil bir güç, yani gerçek bir ” Üçüncü Yol”dur.
Geçmişte nasıl ki Selçuklu ve Osmanlı; Haçlı seferleri ile Moğol istilaları arasında durup tüm dünyaya yeniden düzen getirdiyse; bugün de Türk dünyası bu küresel kargaşaya fırsata çevirip yeni dünya düzeninin başat gücü olmaya mecburdur.
Ankara-Bakü Hattı ve Kızılelma Ülküsü
Buradan Ankara’ya ve Bakü’ye seslenmek bir vatan borcudur: 50 milyon soydaşımızın canı ve istikbali, Türkiye’nin de Azerbaycan’ın da namus borcudur. Zengezur Koridoru sadece bir ticaret yolu değildir; o hat, Tebriz’den geçip Şiraz’daki Kaşkay obalarına kadar uzanan bir gönül köprüsüdür. Türkiye ve Azerbaycan, İran’daki olası bir kargaşa için her türlü stratejik hazırlığı en üst düzeyde yapmalıdır. Batı’da kurgulanan terör koridoru hayallerini boğacak, Basra Körfezi’ne kadar Türk’ün sesini duyuracak olan bu irade; 21. yüzyılı “Türk Asrı” yapma kararlılığıdır.
Sonuç Olarak;
Tarihin saati yeniden Türk’ten yana işlemeye başlamıştır. Ayetullahların inanç örtüsüyle gizlediği Fars milliyetçiliği iflas etmiştir. Şimdi sahneye; Tebriz’in vakarı ve Kaşkay’ın cesaretiyle harmanlanmış, 50 milyonluk bir çelik irade çıkmaktadır. Yeni dünya düzeni, ya Türk’ün adalet terazisinde yeniden kurulacak ya da bu küresel haydutluk coğrafyayı yangın yerine çevirecektir. Vakit, uyanan devin yanında saf tutma vaktidir!
Tarih uyanıyor, coğrafya aslına dönüyor. Vakit, Türk vakti!