Mümtazer Bey’in ayarı bozuk pusulası ve ÜMİT ÖZDAĞ gerçeği

Yayınlama: 05.01.2026
A+
A-

Dün devletin gölgesinde “şeref” dağıtan, bugün teröriste “paşalık” yakıştıran; dün Türk ordusuna kumpas kuranların tetikçiliğini yapıp, bugün millî değerlerle hesaplaşan bir devir daim makinesi: Mümtazer Türköne. Rüzgâr nereden eserse oraya dönen bu ayarı bozuk pusulanın, bugün vatan savunması yapan Ümit Özdağ’a saldırması bir rastlantı değil, yarım kalmış bir hesaplaşmanın nüksetmesidir!

​Mümtazer Bey’in sadece yaşayanlarla değil, tarihin derinliklerindeki destanlarımızla da bitmeyen bir davası var. Ergenekon Destanı’nı küçümserken kullandığı o alaycı üslup, Bozkurt sembolünü “hayvancılık” seviyesine indirmeye çalışan o sığ mantık, aslında tam bir entelektüel sefalet örneğidir.

Sen Ergenekon’u “dağda mahsur kalma hikâyesi” sanadursun; bu millet o ruhla yedi düveli dize getirdi. Anlaşılan o ki senin “aydın” dimağın, Ergenekon’un demir dağına çarpıp un ufak olmuş; hıncın ondandır.

​Türköne, geçmişte milliyetçi camianın ekmeğini yiyip sonra o mahalleye ilk ateşi açanların başında gelir. Bu “eski milliyetçi” maskesiyle Türk milletinin savunma reflekslerini “ırkçılık” diye yaftalamak, sadece bir saf değiştirme değil, bilinçli bir hafıza operasyonudur. Millî değerlerin her birini birer “vesayet” odağı gibi göstereyle çalışırken, aslında Türk milletinin direnç hatlarını tek tek hedef almaktadır.

​Mümtazer Bey’in derdi Özdağ ile değil, Özdağ’ın temsil ettiği o yıkılmaz Türk kalesiyle… PKK’ya gelince “diyalog” diyen, teröristbaşına gelince “paşalık” unvanı dağıtan o bonkör dilin; iş Türk vatanını sığınmacı istilasına karşı savunmaya gelince neden bir anda “nefret suçu” sakızı çiğnemeye başlıyor?

​Çünkü Türköne, sığınmacı akınını insani bir mesele olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını lime lime edecek stratejik bir fırsat olarak görüyor. Elli yıl sonra torunlarımızın kendi yurdunda azınlık kalma ihtimali onun umurunda mı? Elbette değil! O sessiz istilanın çıkardığı gürültü, onun hayalindeki “kozmopolit” parçalanmanın müziğidir.

​Burada hakkı teslim edelim: Ümit Özdağ; herkesin sustuğu, sığınmacı meselesini “din kardeşliği” masallarıyla uyuttuğu bir devirde, tek başına bir bayrak gibi ayağa kalkmıştır. Bir devlet adamı ciddiyetiyle Türkiye’nin demografik bir intihara sürüklendiğini haykırmak, bugün her yiğidin harcı değildir.

​Ümit Bey’in yaptığı popülizm değil, bizzat Atatürk’ten miras kalan o “vatan savunması” hattını yeniden kurmaktır. Mümtazerlerin “zehir” dediği şey, aslında Türk milletinin uyanış panzehiridir. Sokaktaki vatandaşın sesi olduğu için Özdağ bugün hedeftedir. Ve ne mutlu ki bu ses, Mümtazer Türköne gibilerini bu kadar rahatsız edebiliyor!

​Sözün Özü…
​Mümtazer Bey, artık o ağdalı cümlelerin alıcısı kalmadı. Türk milleti; kimin bu devleti yaşatmak için göğsünü siper ettiğini, kimin ise o göğse hançer saplayanlara kalemşörlük yaptığını çok iyi biliyor.
​Sen Ümit Özdağ’a saldırdıkça, aslında onun ne kadar doğru bir yolda olduğunu bu millete ispat ediyorsun. Dönme dolabın dönmeye devam etsin; ama unutma ki Türk milleti artık senin o dolabına binmeyecek kadar ayık, vatanını savunacak kadar da kararlıdır.

​Hadi şimdi başka bir “açılımın” hayaline… Zira bu topraklar, üzerinde hesap yapanları değil, onun için dertlenenleri bağrına basar!

​Ekranda Türk generalinin apoletine göz diken, şerefli Türk ordusuna “lejyoner” diyen bu kalem; bugün sivil siyasetten bahsediyor.

​Teröriste Paşalık Hayali: Binlerce şehidimizin katiline “Osmanlı paşalığı” rütbesini yakıştıran zihniyet, bugün Türk’ün Bozkurt’unu küçümseyerek aslına rücu ediyor.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.