Yeni yıl ile birlikte “müjde” verdiler. Asgari ücrete zam yapıldı. Televizyonlarda alkış, kürsülerde övgü…
Ama sokağa çıkıyorsun, pazara giriyorsun, ev sahibinin mesajını açıyorsun; o zammın esamesi okunmuyor. Demek ki bir yerde bir yanlış var.
Ya onlar başka bir ülkede yaşıyor ya da biz.
“Asgari ücretli sevinsin” diyorlar. Neye sevinsin? Daha maaş cebe girmeden eriyip gidiyor. Kira desen aldı başını gitti, gıda desen ateş pahası. Çocuk okula gidiyorsa masraf, gitmiyorsa dert.
Isınmak ayrı, ulaşım ayrı mesele. Asgari ücret dedikleri şey, artık yaşam ücreti değil, borçla ayakta durma ücreti.
Bu ülkede asgari ücret, en düşük maaş olmaktan çıktı; en yaygın maaş oldu. Milyonlar bu parayla geçinmeye çalışıyor. “Çalışan ezdirilmiyor” diyenlere sormak lazım: Ezilmek illa açlıktan bayılmak mı? Ay sonunu getirememek, sürekli ekside yaşamak, hayal kuramamak ezilmek değil mi?
Masanın etrafında konuşulanları biliyoruz. “İşvereni zorlamayalım”, “piyasa dengesi”, “enflasyon artmasın”…
İyi de bu denge hep işçinin sırtından mı sağlanacak? Enflasyon olunca ücret artmasın, kriz olunca kemer sıkılsın, büyüme olunca pay yine başkasına gitsin. Emekçiye düşen hep sabır, hep anlayış.
Gerçek şu: Bu bir hesap hatası değil, bilinçli bir tercih. Ücretler düşük kalsın isteniyor. Çünkü ucuz emek, bazıları için kârlı. Ama o kârın bedelini kim ödüyor?
Sabahın köründe servise binen, akşam yorgun argın eve dönen, çocuğuna “bu ay alamayız” diyen milyonlar.
Eskiden asgari ücretle hiç olmazsa “idare edilirdi”. Şimdi idare etmek bile lüks. İnsanlar ek iş arıyor, kredi kartıyla yaşıyor, borcu borçla kapatıyor. Gençler gelecek planı yapamıyor, aileler çocuk yapmaya korkuyor. Buna ekonomi diyorlar ama bunun adı yoksulluğu yönetmek.
Asgari ücret bir sadaka değildir. Devletin “verdim oldu” diyeceği bir harçlık hiç değildir. Asgari ücret, çalışanın onuruyla yaşayabileceği bir sınırdır. Bugün o sınır çoktan aşılmış durumda. Aşağı doğru.
Ve o gerçek şunu söylüyor:
Bu zam, geçinmeye yetmiyor.
SAYGI ve SEVGİ İLE.