Ankara’da Teslimiyet Seansları

Yayınlama: 04.07.2026
A+
A-

Devlet dediğimiz devasa mekanizma, yalnızca sınırlar çizen ve vergi toplayan bir idari aygıt değildir; devlet, sadakat ile hıyanet çizgisini keskin bir teraziyle ayıran maşeri iradenin adıdır. Eğer bir coğrafyada namlu doğrultanların takvimlerin gölgesinde meşruiyet devşirmesine göz yumuluyor, katiller “muhataplık” zırhıyla taltif ediliyorsa, orada sarsılan sadece iktidarlar değil, devletin varlık felsefesidir.

​Nitekim bugün Ankara kulislerinde ve meclis koridorlarında “çerçeve yasa”, “umut hakkı” ya da “tasfiye koordinatörlüğü” adı altında kurgulanan tartışmalar, ne yazık ki bu toprakların hafızasından silinmeyen bir ihanet provasının ikincisidir. Hafıza-i beşer unutabilir ama dökülen kan unutmaz. Yıllar önce “çözüm” ambalajıyla sahnelenen o ilk perdede, “süreç zarar görmesin” diye şehirlerin altına patlayıcılar yığılmasına göz yuman basiretsizlik, faturayı bu millete 2015-2016 yıllarındaki kentsel çatışmalarda 792 güvenlik görevlisinin şehadetiyle ödetti. Sur’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta o dar sokakları terör derebeyliğinden temizleyen şey Ankara’nın siyasi feraseti değil; o çocukların helal kanı ve tavizsiz iradesiydi. Dünün o ağır vebalinin hesabı hukuk önünde kuruşu kuruşuna sorulmadığı içindir ki, bugün iktidar ve onun milliyetçilik iddiasındaki ortağı aynı tehlikeli süreci yeniden işletme arayışına girebilmektedir.

​Ancak bu defa karşımızdaki tablo sadece siyasi bir basiretsizlik değil, köklü bir kimlik ve omurga kırılmasıdır. Yıllarca bu ülkenin mukaddesatını ve bütünlüğünü savunduğunu iddia eden kurumsal iradenin düştüğü bu durum, Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Açıkça tescil etmek gerekir: Milliyetçilik etiketiyle siyaset yapıp, sembollerin arkasına gizlenerek bölücülüğe alan açanlar, terör elebaşlarına meşruiyet zemini arayanlar asla milliyetçi olamazlar. Kürsülerden katillere davetiye çıkaran bu zihniyet, ya tarihsel hafızasını yitirmiş birer siyasi savrulmadır ya da aidiyeti bu topraklara ait olmayan birer yabancılaşmadır. Türk milliyetçiliği, terör baronlarıyla uzlaşma zeminleri kurgulamak değil; devletin bekasını ve milletin egemenliğini her şeyin üstünde tutmaktır.

​Madalyonun diğer yüzüne bakıldığında, Ankara’daki bu teslimiyet seanslarının cevaplamak zorunda olduğu çok daha çıplak, finansal ve jeopolitik bir gerçek vardır: Uluslararası raporlara, security analizlerine ve ulusal basındaki stratejik oturumlara yansıyan verilere göre; uyuşturucu, insan kaçakçılığı ve narko-ticaret ağları üzerinden 28 milyar dolarlık devasa bir maddi varlığı elinde tutan bir şebekeden bahsediyoruz. Birçok ülkenin gayrisafi millî hasılasından daha büyük bir ekonomik ve paramiliter gücü yöneten, uluslararası mahkeme kararlarıyla tescillenmiş bir narko-terör imparatorluğunun, meclis koridorlarından yükselecek bir hitabetle silah bırakacağına inanmak ya da toplumu buna inandırmaya çalışmak, rasyonel devlet aklıyla bağdaşmaz. Yularını tutan küresel efendilerinden, Pentagon lojistiğinden bağımsız hareket edemeyen bir kiralık katiller sürüsüyle neyin pazarlığı yapılmaktadır?

​Daha da vahimi, sahada bu iddiaları destekleyen tek bir somut ibare dahi yoktur. Bugüne kadar göstermelik birkaç unsurun sembolik teslim tiyatroları dışında, Kandil ve Suriye’deki ana militan kadrolarının silah bıraktığına dair en ufak bir emare dahi görünmemektedir. Dağdaki ve sınır ötesindeki binlerce militan namlusunu Türkiye’ye doğrultmuş halde beklerken, Ankara’da adeta bir oldubittiyle yasal düzenlemeler yetiştirmeye çalışmak, bu milletin aklıyla ve hafızasıyla alay etmektir. “Bölgesel dinamikler” bahane edilerek sergilenen bu acelecilik, bir devlet aklının değil, ancak bir siyasi takvim sıkışmışlığının ürünü olabilir. Sahada gerçek bir tasfiye dahi yokken masada yasal zırhlar kurgulamak, üniter devlet yapısını ve Türk milletinin egemenliğini bile isteye sulandırmaktır.

​Tüm bu jeopolitik zafiyetlerin ötesinde, bu hamlenin en büyük stratejik, sosyolojik ve ahlaki darbesi, kırk yıldır terörün her türlü feodal ve militan baskısına göğüs gererek, ay-yıldızlı bayrağı namusu bilmiş vatansever bölge halkına vurulmaktadır. Ankara’daki masa başı planlayıcıları, vatan sathının çok kimlikli sosyolojik gerçeğini tamamen göz ardı ederek yapısal bir cehalete imza atmaktadır. Bu toprakların çimentosu olan, yüzyıllardır et tırnak gibi kenetlenmiş ve Türk milliyetçiliği fikrini gururla bayraklaştırmış milyonlarca vatansever Türk, Kürt, Zaza ve Arap vatandaşımızı, siyasi pazarlıklar uğruna zorla tek bir etnik kimliğin ve terör uzantılarının boyunduruğuna itmek kabul edilemez bir dayatmadır. Devlet, küresel güçlerin maşalığını yapana yasal ikramiyeler hazırlarken, o namlunun önüne göğsünü siper eden korucularını ve devletine sadık öz evlatlarını masada yok sayamaz. Suçluyu muhatap almak, sadakati cezalandırmaktır. Bunun sokağa yansıması ise kaçınılmazdır: Vatan sathında, büyük şehirlerin göbeğinde bebek katilinin posterleriyle yürüyüş yapma cüretini bulanların arkasındaki esas cesaret kaynağı, bizzat meclis kürsüsünden yapılan o malum çağrılardır.

​Ben olsaydım; Ankara’da koltuk hesaplarıyla haritalar çizenlerin, bu vatanın köklü sosyolojisinden de devletin asil tarihinden de ne kadar bihaber olduklarını suratlarına bir tokat gibi çarpar; terör örgütü elebaşını meclise davet eden o iradeye, bu devletin ‘namlu doğrultana yasal ikramiye dağıtan’ bir kabile değil, ‘aman dileyeni teslim alan, baş kaldırıp kan dökenin ise başını ezen’ kadim bir Türk devleti olduğunu anayasa maddeleriyle hatırlatırdım. Ben olsaydım; dökülen 792 şehidin kanını ve devletine sadık milyonlarca vatansever Türk, Kürt, Zaza ve Arap evladının onurunu, hiçbir siyasi pazarlığın masasına meze yaptırmaz, o masayı kurgulayanların başına yıkardım.

​Nihayetinde Gazi Meclis, terör elebaşlarının icazet alacağı veya örgüt tasfiyesi yöneteceği bir koordinasyon merkezi değildir; milletin kayıtsız şartsız egemenliğinin tecelli ettiği mukaddes çatıdır. O çatının altında teröre meşruiyet alanı açmaya kalkanlar, yarın tarih önünde ve milletin maşeri vicdanında bu ağır cürmün altında kalacaklardır.
Siyasi ömürler ve ortaklıklar gelip geçer; fakat vatanperveri cezalandırıp bölücüyü baş tacı edenlerin, milliyetçilik maskesi altında teslimiyet hazırlayanların vebali bu topraklardan asla silinmez.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.