Bilimsel Bilgi Mahkeme Kararları İle Kontrol Edilemez

Yayınlama: 30.06.2026
A+
A-

Bilimin görevleri arasında toplumu aydınlatmak da yer almaktadır. Bilim insanları, birer gözlemci olarak gördükleri sorunları her yönüyle gözlemlemekte, incelemekte, titizlikle analiz ve test etmekte, birtakım sonuçlara ulaşmakta ve elde ettikleri bulguları diğer bilim insanlarıyla paylaşmaktadır. Aynı zamanda toplumu ilgilendiren bir sorun gördüklerinde bunu gündeme taşımaları, gerekli durumlarda kamuoyunu uyarmaları da bilim insanlarının temel ve doğal görevleri arasında yer almaktadır. Bu durum, üniversiteliliğin bilimsel ve etik sorumluluğunun bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

 

Bilimsel Bilgiye Dayanmayan Öneriler Ciddi Sorun Oluşturabilir

Gıda bilimcisi Dr. Bülent Şık’ın çocuk sağlığı, gıda güvenliği ve halk sağlığı konusunda yaptığı ihtiyat çağrıları nedeniyle özel şirketler tarafından dava edildiği görülmektedir. Covid-19 salgınının ilk dönemlerinde, henüz ilaç ve aşıların bulunmadığı süreçte, bal, propolis, bitki çayları ve benzeri ürünler, bilimsel karşılığı yeterince ortaya konulmaksızın önerilmiştir. Ölümlerin hızla arttığı ve ciddi bir çaresizlik ortamının oluştuğu bu süreçte, başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ilgili bilim insanlarının toplumu sağlık konularında uyarması görevlerinin doğal bir gereğidir. Söz konusu ürünlerin kontrolsüz tüketiminin halk sağlığı açısından risk yaratabileceği yönünde uyarılarda bulunan konu uzmanı Dr. Bülent Şık, söz konusu ürünleri satan marka sahibi şirket tarafından dava edilmiştir. “Polen Davası” olarak anılan süreçte, İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından Dr. Şık hakkında 50 bin TL maddi ve 1 TL manevi tazminata hükmedildiği belirtilmiştir. Oysa konu, doğrudan halk sağlığını ilgilendirmekte olup, kamuoyunun bilgilendirilmesi açık bir kamu yararı taşımaktadır. Nitekim pandemi sürecinde, 2020-2021 yıllarında Dr. Şık’ın Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) pandemi kurulunda görev aldığı ve kamusal bir sorumluluk üstlendiği bilinmektedir.

 

Bilimsel Bilgi Mahkeme Kararları İle Kontrol Edilemez

Bu şekilde bilimsel tartışmaların mahkeme salonlarına taşınarak susturulmaya çalışıldığı görülmektedir. Dr. Şık, dava sonrasında yaptığı açıklamada: “Eğer bir ürün sağlık açısından, özellikle çocuklar, karaciğer hastaları ve yaşlılar gibi hassas gruplar için zarar doğurma ihtimali taşıyorsa, bunu bilmek tüketicilerin en doğal hakkıdır. Bu karar, halk sağlığının cezalandırılması anlamına geliyor.” ifadelerini kullanmıştır. Bilim çevreleri tarafından kabul edilmemesi gereken bu dava hakkında Prof. Dr. Cem Terzi de sosyal medya paylaşımında: “Bir ülkede şirketlerin ticari itibarı, çocukların sağlığından daha fazla korunuyorsa, orada yalnızca hukuk değil, ahlak da çökmüş demektir.” değerlendirmesinde bulunmuştur. Dr. Bülent Şık’ın görüşleri bilimsel açıdan tartışılabilir, eleştirilebilir; karşı argümanlar mevcut ise bunlar da makale, kitap ve diğer bilimsel iletişim araçları aracılığıyla kamuoyuna açık biçimde sunulabilirdi. Bilimsel yöntem olarak bilinen en güvenilir bilgi edinme işleyişi, gözlem, araştırma ve test edilmeye dayanan yaklaşım işin esasıdır.

Dava kararı sonrası Prof. Dr. Cem Terzi, bu tür konularda “para cezası, tazminat, içerik kaldırma ve hukuki baskı” yöntemlerinin uygulanmasının zamanla hiçbir bilim insanının konuşamaması sonucunu doğuracağını ifade etmektedir. Gerçekten de genetiği değiştirilmiş ürünler, çevre kirliliği ve benzeri birçok konuda bilim insanları sorunları toplumdan önce görmekte, görmeli ve görevleri gereği toplumu uyarmaktadır. Kocaeli Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun Kocaeli’ndeki sanayi bölgelerinde oluşan ağır metal kirliliğinin bebeklerin ve hamilelerin sağlığına zarar verdiğini ifade etmesi sonrasında benzer şekilde mahkemelik olmuştur. Benzer şekilde, Mersin Limanı’nda ele geçirilen pirinçlerin GDO’lu olup olmadığının araştırılması için görevlendirilen İTÜ Moleküler Biyoloji-Biyoteknoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi, ithal edilen genetiği değiştirilmiş pirinçlerin ülkeye giriş öncesi iki GDO ırkının birden olduğunun tespitinin ardından bilim insanı baskılarının sonucu olarak görevinden el çektirdi. Bu tür bilimin ilgi alanında olan etik konular var-yok demekle değişmez ve mahkemelik kokular olamaz. Bilimin konuları mahkemeler aracılığıyla bastırılmaya çalışılması, çevre kirliliğini ortadan kaldırmamakta ve insan sağlığını iyileştirmemektedir. Aksine, sorunların üzerinin örtülmesine yol açarak ileride telafisi mümkün olmayabilir; daha ağır sorunlara yol açabilir. Günümüzde dünyanın birçok bölgesi çevre kirliliği nedeniyle yaşanamaz hale gelmiştir. Toprak, su ve hava kirlenmiş; toplum sağlığı ciddi biçimde zarar görmüştür. Yapılan binlerce analiz, toprak kalitesinin düştüğünü ve toprağın işlevlerini yerine getiremez hale geldiğini ortaya koymaktadır. Su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle artık insanlar geçmişte olduğu gibi pınarlardan gönül rahatlığıyla su içememektedir. Bunun yerine, ciddi sağlık riskleri barındıran plastik şişelerde ve güneş altında beklemiş sular tüketilmektedir. Hava kalitesinin düşmesi ise solunum problemlerini artırmaktadır. Tüm bunların sonucunda kanser vakalarının azalmadığı, aksine arttığı; toplumun ruh sağlığının da ciddi şekilde bozulduğu görülmektedir.

 

Bilimsel Konular Bilim Kuruluşlarının Kendi Etik İlkeleri İçinde Değerlendirilmelidir

Bu bağlamda, zarar gördük diye çıkarları için yasalar ekseninde konu dava edilebilir. Ancak bilimin ise gerçekleri ortaya çıkararak genelin çıkarlarını koma hakkı bulunmaktadır. Yaşama dair konulardaki çelişkilerde yasaların alacağı karalara saygı duymak ile birlikte bilimin geçeğin peşinde meşru tutumunu sürdürmesi en doğal hakkıdır. Bilimsel özgürlüğün önemi de bu tür çatışmalı durumlarda kimseden izin almadan araştırma yapma hakkı doğal görevidir. Aksi durumda bilimsel bilgi yasalar aracılığıyla hizaya getirilmeye kalkılırsa fay hatları karala yer değiştirilir, olmamış işler olmuş gibi gösterilir. Bu nedenledir ki bilim, kendi platformunda, o alanda çalışan bilim insanları tarafından teorik bilgi birikimi, olgular ve titiz araştırma bulgular çerçevesinde literatür bilgileri ekseninde yayımlanarak konuyla ilgili diğer araştırmacılar tarafından yeni çalışmalar yapılır. Gerekli görülmesi halinde konu yeniden detaylı olarak araştırılır.

Bir bilim insanının yanlışı varsa, bu yanlış araştırma bulguları ve bilimsel verilerle çürütülür. Şayet yanıltıcı bir durum, çıkar ilişkisi veya bilimsel çarpıtma mevcut ise, üniversitelerin bilim ve etik kurulları devreye girer ve gerekli işlemler gerçekleştirilir. Bilimsel bilgi paylaşımının ve bilimsel uyarıların mahkemelik hâle getirilmesi ise üniversite ve bilim etiği açısından sorunludur. Bu tür durumlarda özerk üniversitelerin rektörlerinin, YÖK Başkanlığı’nın ve ilgili meslek örgütlerinin bilimden yana tavır alması beklenmektedir.

Bilim etiği açısından Prof. Dr. Cem Terzi’nin ifadeleri ayrıca önem taşımaktadır. Bilim insanlarının uyarıları mahkemelerde yargılanmamalıdır. Bilimsel konular, üniversitelerin kendi bilimsel mekanizmaları içerisinde değerlendirilmelidir. Bilimde demokrasi olmaz; doğrular oylama ile değiştirilemez. Doğru bilgi, araştırma yoluyla ortaya konulur. Hatalar varsa tartışılır ve düzeltilir. Dr. Bülent Şık’ın ve diğer bilim insanlarının şirketlerle ya da tek tek satıcılarla kişisel bir meselesi bulunmamaktadır. Bilimin ve bilim insanının temel amacı toplum sağlığını ve toplumsal refahı korumaktır. Sayın Şık şahsında yapılan müdahale, bilimsel bilgiye ve bilimsel işleyişe yönelik bir müdahale niteliği taşımaktadır. Bu durumun kabul edilmesi mümkün değildir.

 

Özet olarak, bilim insanlarının toplum sağlığını ilgilendiren konularda kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu bulunmaktadır. Dr. Bülent Şık’ın ve diğer bilim insanlarının halk sağlığına ilişkin uyarıları nedeniyle araştırma bulgularına dayalı verilerin ve raporların dava konusu edilmesi, bilimsel tartışmaların mahkeme yoluyla yok sayılması bilimsel etik değerleri ile bağdaşmamaktadır. Covid-19 sürecinde önerilen bal, çaylar ve benzerlerinin sağlık sorunları oluşturacağı uyarısı şikâyet konusu edilmiştir ve mahkeme üzerinden tazminata mahkûm edilmiştir. Çevre kirliliği ve gıda güvenliğini olumsuz etkileyecek konulara ilişkin uyarılar aynı zamanda kamusal öneme sahiptir. Bilimsel görüşlerin, uyarıların şirketlere zarar veriyor diyerek dava konusu yapılmasının ifade özgürlüğünü ve bilimsel üretimi zedeleyecektir.  Yazıda ayrıca, bilimsel yanlışların mahkemelerde değil, bilimsel yöntemler ve akademik platformlar aracılığıyla tartışılması gerekir. Üniversitelerin ve meslek örgütlerinin bilimsel özgürlükten yana tavır almaları önemlidir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.