Demokrasinin en temel unsuru, halkın özgür iradesinin sandığa yansıması ve bu iradeye amasız, fakatsız saygı duyulmasıdır. Ancak son dönemde, sandıkta elde edilemeyen siyasi başarıların; muhalefet partilerini —özellikle de son seçimlerde halkın büyük desteğini alan CHP’yi— çeşitli algı operasyonları ve yargı hamleleriyle itibarsızlaştırarak ikame edilmeye çalışıldığı açıkça görülmektedir.
Bugün karşı karşıya olduğumuz antidemokratik kuşatma; halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması, yerel yönetimlere adeta birer mobbing mekanizması uygulanması ve iradenin gasp edilmesi noktasına kadar varmıştır. Üstelik bu baskı rejimi sadece yerel yönetimlerle de sınırlı kalmamış; ana muhalefet partisinin kurultay süreçleri üzerine verilen “mutlak butlan” (kesin hükümsüzlük) kararıyla doğrudan partinin kurumsal meşruiyetini ve seçmenin seçme hakkını hedef almıştır.
Milletin sandıkta mühürlediği kararları idari baskılarla ve yargı eliyle yok saymaya çalışmak, hukuken ve siyaseten tam bir hükümsüzlüktür. Siyaseti dizayn etmek amacıyla adaletin bir Demokles kılıcı gibi kullanılması, kurallı oyun döneminin bittiğinin ilanıdır. Ancak bilinmelidir ki; ana muhalefet partisi üzerinde sallandırılan bu “mutlak butlan” hamlesi, toplumsal vicdanda çok daha büyük gelişmelere, öngörülemeyen kırılmalara ve köklü bir değişim dalgasına gebedir. CHP’yi seversiniz ya da sevmezsiniz; ana muhalefet partisi ve seçilmiş liderleri üzerindeki bu yoğun baskıyı hiçbir vicdan sahibi haklı çıkaramaz.
Bu yöntem, Türkiye siyasi hayatı için yeni bir senaryo da değildir. Benzer bir siyasi mühendislik ve engelleme girişimi, 2016 yılında Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) olağanüstü kongre sürecinde de sahneye konmuş; tabanın iradesi hukuki müdahalelerle bypass edilmek istenmiştir.
Tarih bize net bir şekilde göstermiştir ki; sandığı ve demokratik süreçleri itibarsızlaştırmaya yönelik her hamle, toplumsal vicdanda derin yaralar açar.
Halkın iradesine ipotek koymaya çalışan her hareket, bir süre sonra engellenemez bir toplumsal tepki tsunamisine dönüşür. Bunun en somut örneği hafızalardaki tazeliğini koruyan 2019 İstanbul seçimleridir. Milletin helal oylarıyla ortaya çıkan iradeyi yok sayarak seçimi iptal ettirenler, yenilenen sandıkta milletin tokat gibi cevabıyla karşılaşmıştır.
Siyasetin meşruiyet zeminini kaybetmemesi için tek yol, sandıktan çıkan sonuca saygı duymak ve halkın kararına boyun eğmektir. İtibarsızlaştırma siyaseti, kayyumlar ve sipariş davalar değil; yalnızca temiz, adil ve özgür bir demokratik olgunluk bu ülkeye kazandıracaktır.