Değerli dostlar, yol arkadaşlarım;
Bugün bu satırları sadece bir siyasi gözlemci olarak değil; bu partinin temeline ilk taşı koyanlardan, o ilk heyecanı ve imkansızlıkları sizinle paylaşan bir dostunuz olarak kaleme alıyorum.
Biz bu yola çıkarken, haksızlığa karşı “cesur bir itiraz” olmak için söz vermiştik. Ancak bugün gelinen noktada, o ilk günkü ruhun ne kadar uzağına düşüldüğünü görmek içimi acıtıyor.
Bütün uyarılara rağmen yapılan yanlışlar yolları ayırmış olsa da, Türk demokrasisi adına hala başarılı olunmasını dileyecek kadar bu harekete değer veriyorum.Fakat görünen o ki, yaklaşan kongre bir “arınma” değil, bir “savunma” kongresine dönüştürülüyor.
Eski dostlarım, açık konuşalım:
Onlarca isim bu partiyi sadece milletvekili olma basamağı olarak kullanıp giderken; buna hangi kapalı kapılar ardında, hangi pazarlıklarla göz yumuldu? Peki, en çok canımızı yakan o soruya kim cevap verecek: Seçilip giden o vekillerin şahsi duruşları, hayat tarzları ve siyasi ahlakları, bu partinin kuruluş ilkeleriyle nasıl bağdaştırıldı?
Hakikaten; tabanın içine sindiremediği, sokağa çıktığında “bu bizim vekilimiz” diye savunamadığı, izahı bile yapılamayan o isimler hangi kriterlerle listelere taşındı? Bu isimlerin partiyi bir basamak olarak kullanıp gitmelerinin faturası, neden hala fedakar teşkilat mensuplarına ödetiliyor? Geçmişin muhasebesi yapılmadan, o vekil listelerinin hesabı verilmeden gidilen bir kongre, güven değil sadece hayal kırıklığı üretir.
”Az olsun benim olsun” mantığına teslim olundu. Kurumsallaşma büyüme değil, “mevziyi koruma” sanıldı. Yerel kongrelerde tabanı kucaklayıp güçlendirmek yerine, sadece belirli pozisyonların tahkim edilmesi derdine düşüldü. Dost acı söyler: Tabanı olmayan, teşkilatın feryadı duyulmayan bir yapının Türk siyasetinde “üçüncü bir yol” açması hayalden öteye geçemez.
Hatalarla yüzleşilmedi, samimi bir özeleştiri verilmedi. Şimdi bu kongrede, hiçbir hesap verilmeden yeni bir kadro seçilecek. Peki, taban ve millet; seçilecek bu yeni isimlerin de aynı hatayı yapmayacağına, aynı kapıları kendi çıkarları için çalmayacağına nasıl ikna edilecek? Hesap vermeyen bir yönetim anlayışının, “bu kez farklı olacak” vaadi tabanda asla inandırıcı olmaz.
Bu kongre ya bir “küllerinden doğma” iradesi olacak ya da seçim sonrası tabela partisine dönüşün ilk sahnesi… Toplumda karşılığı olan, katma değeri yüksek şahsiyetlere kapı açmak yerine; hala “ahbap-çavuş” sofralarında liste yapmaya devam edilirse, bu milletin umudu temelli söndürülür.
İş çok zor, vakit dar.
Ancak çok zor da olsa başarılı olmak imkansız değildir. Kurumsallaşmayı niteliğe, liyakate ve hesap verebilirliğe götüren bir zihni devrim hala yapılabilir. Ezber bozmak, o köhneleşmiş statükoyu yıkmak ve liyakati gerçekten baş tacı etmek tek çıkış yoludur. Kendi içinde şeffaf ve hesap verebilir olunmazsa, Türkiye’ye vaat edilen hiçbir şeyin inandırıcılığı kalmaz.
Bu benim size bir dost, bir kurucu ortağınız olarak son samimi tavsiyem ve durum tesbitimdir: Ya geçmişin hatalarıyla dürüstçe yüzleşilip yeniden doğulur ya da bu yanlışlarla birlikte tarihin tozlu sayfalarına gömülmek kaçınılmaz olur. Umutsuz olsam da temennim odur ki; bu kongre şahsi ikballerin değil, büyük Türkiye idealinin kazandığı bir milat olur. İnşallah başarırsınız.