Madımak’tan Yükselen Duman Hâlâ Dağılmadı

Yayınlama: 03.07.2026
A+
A-

Bazı yangınlar yalnızca binaları yakmaz.
​Bazı yangınlar, bir milletin vicdanına düşer.
​2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yükselen alevler, Madımak Oteli’nin duvarlarını kül etti; fakat asıl yanan, insanlığın ortak değerleri oldu. O gün kaybettiğimiz canlar kadar, birlikte yaşama kültürümüz de ağır bir yara aldı.
​Aradan otuz yılı aşkın zaman geçti.
​Takvimler değişti, hükümetler değişti, nesiller büyüdü.
​Ama değişmeyen tek şey, vicdanlarda hâlâ cevap bekleyen sorulardır.
​Bir insanı diri diri yakabilecek kadar nefret nasıl üretilir?
​Kalabalıklar, bireysel vicdanlarını hangi noktada kaybeder?
​Ve en önemlisi…
​Allah’ın adı anılarak işlenen bir cinayet, Allah’ın dinine nasıl mal edilebilir?
​Edilemez.
​Çünkü İslam’ın ilk emri okumaktır, ilk mesajı merhamettir, temel ilkesi ise adalettir.
​Kur’an, bir masumu öldürmeyi bütün insanlığı öldürmekle eş değer görür. Böyle bir dinin adına insanlar yakıldıysa burada sorgulanması gereken din değil, dini istismar eden zihniyettir.
​İşte Türkiye’nin asıl yüzleşmesi gereken gerçek budur.
​Din, insanı yüceltmek için vardır; nefreti büyütmek için değil…
​Vicdanı güçlendirmek için vardır; kalabalıkları öfkeye teslim etmek için değil…
​İnsanları kardeş yapmak için vardır; birbirine düşman etmek için değil…
​Madımak bize şunu öğretti: Fanatizm, yalnızca hedef aldığı insanları öldürmez; toplumun ortak geleceğini de zehirler.
​Nefret söylemi önce kelimeleri kirletir, sonra zihinleri, en sonunda da elleri…
​İşte bu yüzden hiçbir nefret dili masum değildir.
​Hiçbir ayrıştırıcı söylem “sadece sözden ibaret” değildir.
​Çünkü tarihte işlenen büyük insanlık suçlarının neredeyse tamamı, önce kelimelerle başlamıştır.
​Bugün yapılması gereken; geçmişi siyasetin malzemesi yapmak değil, tarihten ders çıkarmaktır.
​Acıları yarıştırmak değil, hepsinin karşısında aynı vicdanla durmaktır.
​Sivas’ta ölen de bizim insanımızdı, Maraş’ta ölen de, Çorum’da ölen de, Gazi’de ölen de, terörün hedefi olan da…
​Kim olursa olsun, masum bir insanın hayatı; ideolojilerden, mezheplerden, etnik kimliklerden ve siyasi hesaplardan daha değerlidir.
​Gerçek adalet de ancak bu ilkeye sadık kalındığında mümkündür.
​Bugün bize düşen görev, yeni nefretler üretmek değil, yeni köprüler kurmaktır:
​İslam’ı fanatiklerin eline bırakmamak…
​Cumhuriyet’i kutuplaşmanın aracı hâline getirmemek…
​Hukuku herkes için eşit işletmek…
​Ve çocuklarımıza öfkeyi değil, merhameti miras bırakmaktır.
​Çünkü bir ülke, geçmişini unutursa aynı acıları yeniden yaşar; ama geçmişinden ders çıkarırsa geleceğini yeniden inşa eder.
​Madımak’ın alevleri yıllar önce söndü.
​Fakat o gün yükselen duman, hâlâ hepimize aynı soruyu fısıldıyor:
​”İnsanlık olarak gerçekten ders alabildik mi yoksa sadece acıyı anmakla mı yetindik?”
​Bu soruya verilecek cevap, yalnızca geçmişimizi değil, geleceğimizi de belirleyecektir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.