Türkiye’de toplumsal ve siyasal hareketleri anlamakta uzun yıllar Şerif Mardin’in “Merkez-Çevre Kuramı” temel bir çözümleme çerçevesi sundu. Bu kuram; bürokrasi, ordu ve kentli seçkinlerin temsil ettiği “Merkez” ile taşranın ve muhafazakâr kesimlerin temsil ettiği “Çevre” arasındaki gerilime odaklanırdı.
Ancak bugün yaşanan süreç, durağan bir Merkez-Çevre çatışmasının ötesinde, Merkezin el değiştirdiği ve devleti kuran temel ölçütlerin çözüldüğü bir düşünüş kaymasına işaret etmektedir. Dünün Çevre’si Merkeze yerleşmiş; ancak kurumsal bir demokrasi inşa etmek yerine, mevcudu dağıtan ve yönetemezlik üreten bir iktidar kümesine dönüşmüştür.
1. DÜNÜN MERKEZİNİN YAPISAL BUNALIMI VE VESAYETİN BİÇİM DEĞİŞTİRMESİ
Bugünkü yapıyı anlamak için öncelikle dünün Merkezi’nin kurumsal bunalımını doğru saptamak gerekir. Cumhuriyet’in kurucu kamu yönetimi, çağdaşlaşma sürecini toplumsal tabanı genişletemeyen, tepeden inmeci ve dışlayıcı yöntemlerle yürüttü. Taşra sosyolojisini anayasal eşit yurttaşlık zemininde sisteme katamayan bu yapı, kendi geçerlilik bunalımını ve kendisini tasfiye edecek toplumsal tepkiyi doğurdu.
Ancak bu bunalımı aşma iddiasıyla yola çıkan Yeni Merkez, toplumsal uzlaşma sağlamak yerine dünün vesayetçi yöntemlerini devraldı:
Vesayeti Tasfiye Söyleminden Yeni Vesayete:
“Vesayetle mücadele” ve “sivilleşme” söylemleri, eski bürokratik yapıyı tasfiye etmenin aracı yapıldı. Ancak dağıtılan yapının yerine açık ve denetlenebilir bir hukuk düzeni kurulmadı. Aksine; devlet kaynaklarıyla beslenen, liyakati yok sayan ve biat ilişkilerine dayalı yeni vesayet odakları (klikler, cemaatçi yapılar, ayrıcalıklı ağlar) inşa edildi.
2. ÇELİŞKİLİ İDEOLOJİ DEĞİL, İŞLEVSEL İKTİDAR ORTAKLIĞI
Yeni Merkezi tanımlarken karşılaşılan “hem milliyetçi, hem ümmetçi, hem de piyasacı” olma çelişkisi, tekil bir düşünceden ziyade günübirlik bir İktidar Ortaklığı ile açıklanabilir. Yapı, tek bir fikir hareketinden çok, işlevsel olarak bölünmüş üç ana ayağa dayanmaktadır:
Söylem Ayağı (İslamcılık/Ümmetçilik): Toplumsal tabanı dinsel ve tarihsel bağlar üzerinden pekiştirir.
Siyasal Hareketlilik ve Güvenlik Ayağı (Muhafazakâr Milliyetçilik): Devlet aygıtını elde tutmak ve güvenlik politikalarında meşruluk kazanmak için kullanılır.
Bölüşüm Ayağı (Piyasacılık): Devlet kaynaklarını yeni sermaye öbeklerine aktararak iktidarın ekonomik motorunu çalıştırır.
Bu ortaklık; “ulusal”, “sivil” ve “muhafazakâr” gibi kavramların içini boşaltarak kendi günübirlik gereksinimlerine göre yeniden tanımlamakta; ortaya çıkan mantıksal çelişkileri ise siyasal retorik illüzyonlarıyla görünmez kılmaktadır.
3. TOPLUMSAL VS. JEOPOLİTİK GERÇEKLİK: “ÜMMET” SÖYLEMİNİN SINIRLARI
Yeni Merkezin kapsayıcı bir üst-kimlik olarak öne sürdüğü “Türk-Kürt-Arap ortak paydası” veya “din kardeşliği” söylemi, hem toplumbilim hem de uluslararası ilişkiler açısından ciddi bunalımlarla karşılaşmaktadır.
Soyut Düşünce vs. Somut Çıkar: Uluslararası düzende oyuncuların tutumlarını dinsel veya soya dayalı soyut bağlar değil; sınır güvenliği, jeopolitik çıkarlar ve egemenlik alanları belirler. Nitekim tarihsel ve güncel örnekler, aynı dine veya etnik kökene mensup yapıların en sert iktidar savaşlarını yürüttüğünü göstermektedir.
Küresel Sermaye ve Esnetilmiş Sınırlar: Üniter ve katı ulus-devlet yapısının kamu koruması esnetildiğinde; ortaya kapsayıcı bir ümmet birliği değil, küresel sermayenin ve ulusüstü odakların müdahalesine açık, alt-kimliklere bölünmüş bir pazar yapısı çıkmaktadır.
4. BÜTÜNLEYEMEYEN İKTİDAR VE JEOPOLİTİK ZORUNLUKLAR
Bu yeni anlayışın en temel yapısal zaafı; mevcudu ve eski kurumsal akılları dağıtmakta gösterdiği beceriyi, yeni bir güvenlik ve toplumsal bütünlük inşa etmekte gösterememesidir.
Araçsızlık Bunalımı: Suriye, Irak, İran ve Avrupa hattına yayılan ve arkasında küresel güçlerin durduğu PKK/YPG gibi çok odaklı karma tehditler, soyut ümmet söylemleriyle veya esnek ortaklık vaatleriyle yönetilemez. Ulusal hukuka, katı sınır zırhına ve tarafsız kamu yönetimine sahip olmayan bir devlet yapısı, bu tür jeopolitik tehditler karşısında araçsız kalmaktadır.
Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Çelişkisi: İç siyasette ulus-devlet ölçütlerini gevşeten ve ümmetçi söylemlere dayanan yapının, dış politikada Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) gibi soy-kültürel ve jeopolitik bir eksene yönelmesi bir fikir dönüşümü değil, soğuk jeopolitik gerçekliğin iktidarı zorlamasıdır. Dini ve soyut söylemler uluslararası düzenin baskılarına yanıt veremeyince, varlığını korumak isteyen devlet mekanizması zorunlu olarak somut ulusal örgütlenmelere sığınmaktadır.
SONUÇ: DEĞERLERİN EROZYONU VE KISIRDÖNGÜYÜ KIRACAK ADALET ANLAYIŞI
Tüm bu kurumsal ve jeopolitik krizlerin ötesinde, bu yeni paradigma toplumsal bünyede en derin tahribatı inanç ve aidiyet zemininde yaratmıştır. Siyasal İslamcılığın iktidar pratikleri, yolsuzluklar ve kayırmacılıkla birleştiğinde dini değerlerin içinin boşaltılmasına, toplumun dinden ve camiden soğumasına yol açmıştır. Benzer şekilde, iktidarda kalma uğruna ilkesiz ittifaklara giren milliyetçi temsil ise milli duygulara ve bu kimliğe olan güveni sarsmıştır. Böylece toplumu bir arada tutan en temel manevi ve milli kolonlar bizzat bu iktidar pratikleriyle tahrip edilmiştir.
Özetle Türkiye; eski Merkezin kapsayıcı olamayan tepeden inmeci çağdaşlaşma bunalımından, Yeni Merkezin mevcudu dağıtan ancak kurumsallaşamadığı için yönetemeyen biatçı vesayet bunalımına savrulmuştur.
Yeni Merkez, kavramların içini boşaltarak geçici iktidar alanları yaratmış; ancak ne bölgesel tehditleri bertaraf edebilecek kurumsal bir omurga ne de toplumsal barışı sağlayacak nitelikli bir yurttaşlık hukuku kurabilmiştir.
Türkiye’nin çıkış yolu; her gelen yapının “vesayeti kaldırıyorum” söylemiyle devlet denilen aygıtı ele geçirdiği ve bir öncekine savaş açtığı bu tarihsel kısırdöngüyü sonlandırmaktan geçmektedir. Çözüm; devleti bir kliğin ganimeti olmaktan çıkarıp, etnik veya dini kimliklerden bağımsız anayasal yurttaşlığı esas alan, katılımcı, sivil, demokratik, şeffaf, hesap verebilir, hukuka dayalı ve tarafsız bir adalet mekanizmasını inşa etmektir. Aksi takdirde oyuncular değişse de vesayet düzeni biçim değiştirerek varlığını sürdürecektir.