Kurtuluş Savaşı Olmasaydı O Koltukta Kim Otururdu?

Yayınlama: 10.07.2026
A+
A-

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, “Kurtuluş Savaşı değil, Millî Mücadele diyeceğiz. Kimden kurtulacaktık? Osmanlı’dan mı?” sözleri, sığ bir siyasi polemik değil; sistemli bir hafıza silme operasyonudur. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ambalajıyla sunulan bu yaklaşım, Cumhuriyet’in kurucu niteliği ve değerlerini hedef almaktadır.

​Gelin, bu çarpıtmaya tarihsel olguları amansız gerçeğiyle cevap verelim.

​Refleks Başkadır, Ordu ve Savaş Başkadır
​Tarih bilimi, kavramları siyasi ajandalara göre eğip bükmez. “Millî Mücadele” ve “Kurtuluş Savaşı” eş anlamlı değildir; aynı sürecin iki farklı aşamasıdır.
​İşgale karşı yerelde yükselen o ilk çığlık, sivil direniş ve Kuvayı Milliye müfrezeleri birer doğal refleksti. Bu aşamanın adı Millî Mücadele’dir.

​Ancak bu dağınık refleks; Mustafa Kemal Atatürk ve kurmay kadrosunun Ankara’da Meclis’i açması, devleti organize etmesi ve düzenli orduları kurmasıyla nitelik değiştirmiştir. İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz, gerilla taktikleri değil; uluslararası askeri literatüre geçmiş topyekûn birer “Savaş”tır.

​Süreci sadece “mücadele” parantezine sıkıştırarak basitleştirmek; asıl tarih düşmanlığıdır, ecdada saygısızlıktır! Kurtuluş Savaşı’nda can veren aziz şehitlerimizi, gazilerimizi ve o şanlı nizamı küçültmektir. Emperyalizme karşı kazanılan o devasa askeri zaferi sıradanlaştırma çabasıdır.

​”Kimden Kurtulduk?” Sorusunun Amansız Cevabı

​Bakan Yusuf Tekin’in “Osmanlı’dan mı kurtulacaktık?” sorusu, bilinçli bir art niyet barındırmaktadır. Bu millet kendi tarihine karşı savaşmadı. Ama bu millet; işgale boyun eğmiş, Sevr’i imzalamış, Anadolu’daki direnişi bastırmak için Damat Feritlerle ölüm fetvaları dağıtmış, öz evlatlarının üzerine uydurma ordular salmış ve nihayetinde İngiliz zırhlısına sığınarak kaçmış olan saray ve saltanat rejiminin ihanetinden kurtuldu!

​Burada yapılan iki temel yanlış var:

​Tarihi Siyasi Kamplara Bölmek: Göktürkler de Selçuklu da Osmanlı da Türkiye Cumhuriyeti de aynı tarihsel zincirin halkalarıdır. Doğrusuyla yanlışıyla bizimdir. Bir dönemin zaaflarını gizlemek için tarihi yeniden yazmaya kalkışmak bilimsellikten uzaktır.

​Rejim Eleştirisini Hakaret Saymak: Türkiye Cumhuriyeti, tıpkı Osmanlı gibi bir Türk devletidir. Farkı şudur: Osmanlı’da egemenliğin bir aileye aitti ve halk “tebaa” idi; Cumhuriyet ise egemenliği bizzat Türk milletinin kendisine vermiştir. Kul olmaktan vatandaş olmaya geçişi övmek, ecdada hakaret değil, çökmüş bir yönetim anlayışının zaaflarına karşı bilimsel bir tespittir.

​İmparatorluklar Bitti, Millî Devlet Var!
​Cumhuriyet, bu çöküşün küllerinden, yine Osmanlı’nın mekteplerinde yetişmiş, Osmanlı’nın ordusunda paşa olmuş Türk subayları tarafından kuruldu. Kurucu irade Marstan gelmedi; bu toprakların öz evlatlarıydı.

​Eğer o çetin savaş verilmeseydi, bugün Anadolu sömürgecilerin haritalarında parçalanmış, öğretim dili Türkçe bile olamayacak bir sömürge toprağına dönüşürdü.

​Şeyh Sait, Seyit Rıza, Abdullah Öcalan gibi hainleri kahramanlaştırma gayretleri yetmedi, şimdi sıra Kurtuluş Savaşı’nı, Cumhuriyeti ve kurucularını kötülemeye mi geldi?

​Sayın Bakan’a hatırlatmak gerekir: Bugün o makamda oturup kendi dilinizde eğitim politikası belirleyebiliyorsak, bunu o savaşı veren kurmay akla ve cephedeki askere borçlusunuz. Kurtuluş Savaşı olmasaydı, o koltukta bugün bir emperyalist ülkenin valisi oturuyor olurdu! Bakanlık koltuğuna oturup o koltuğun meşruiyet zeminini önemsizleştirmeye çalışmak, kendi varlık sebebini inkar etmektir.

​Osmanlı ile Cumhuriyet’i yapay bir kavganın içine itmek toplumsal barışa ihanettir. Osmanlı olmasaydı Cumhuriyet’in kurucu kadrosu; Cumhuriyet olmasaydı, bugün o ecdat topraklarında bağımsız bir Türk devleti kalmazdı. Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevi tarihi siyasi fantezilere göre eğip bükmek değil; çocuklara bu muazzam sürekliliği ve kazanılan askeri zaferlerin büyüklüğünü bilimsel akılla öğretmektir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.